Sizden Gelenler, Yazılarımız

Zurnanın Zırt Dediği Yer

21 Nisan 2014
“ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER”

Sonbaharın yağmurlu bir günü. Aylardan kasım. Kasım ayı edebiyatı henüz icad edilmemiş, dünya ol sebepten huzur içinde dönüyor. Güneş pak ışınlarını yeryüzüne salıyor, Tokyoya bağlı Toşima kentinin bu yüksekçe dağının eteğinde dövüş teknikleri dersi veren Akeno’nun selamına karşılık veriyordu;
 “Ve aleykumselam!” Akeno müslümandı. Bunu henüz kimseyle paylaşmamıştı. “Bağzı şeylerin vakti vardır.” diye düşünüyordu. Müslüman olduktan sonra adını değiştirmişti, “Abdullah”. İnsanların ona bu isimle sesleneceği günleri düşlüyordu, gökkuşağını izlerken. (Yemin ediyorum bu bir hidayet hikayesi değil.)

Gökkuşağının adetidir, yağmura güneş eşlik edince çıkıverir ortaya. İki yanda örüklü salınıvermiş bıyıklarıyla oynarken sakal bırakamayışının hüznü dolmuştu içine. (Hüzün edebiyatı icad edilmiş o vakitler, yıl 1952) Arkadan en iyi yetiştirdiği talebesi Akihiro seslendi, “Büyük Usta Akeno’ya selam olsun” Akeno başını öne eğerek selamı aldı. (Başını öne hafifçe eğerek selam almak şeysi de o dönem icad edilmiş. İlk japonlar bulmuş. İlk kuvvetli yapıştırıcıyı da onlar bulmuştu hatırlarsanız. üstünde çirkin şişko bir sumo güreşçisinin resmi var. Her ne kadar resimdeki güreşçinin ileride ustasından daha iyi bir dövüş ustası olan Akihiro olduğuna dair rivayetler olsa da, bu rivayetler bize muttasıl senedlerle ulaşmadığından sahih kabul etmeyerek eserimizde yer vermedik.)

 Akihiro; “Efendim, kehanetlerin bize işaret ettiği kutsal bebeğin dünyaya geldiğine dair söylentilerle çalkalanmakta kent.” Akeno müslüman olduktan sonra artık inanmadığı bu zırvalıklar karşısında adeta hayrete düşüyordu. Bir bebe doğacak da dövüş ustası olacak da dünyaya japonların gücünü ispat edecek fevkalade şeyler yapacak breh breh breh. “Sen in.” Akihiro başını öne eğip dışarıda beklemek için çıktı. Büyük Usta Akeno pis pis sırıttı. Böyle kısa cevaplar vermek çok hoşuna gidiyor, artist geliyordu. “Ne kadar coolum yareppim” dedi. “Sen de ne kadar büyüksün.” (İlk “ok. By. Aeo. Kib.” İfadelerini icad edenlerin onun neslinden geldiği alimlerce ittifak edilmiş bir mevzudur.)

Üstüne cüppesini alıp dışarı çıktı. Kent tam da Akihiro’nun dediği gibi çalkalanmakta idi. Her kafadan bir ses geliyordu. Herkes birşey söylüyor, bir heyecan bir kutlamayla karışık tuhaf bir gerginlik sezinleniyordu insanların yüzlerinde. Onlarca çocuk eline tutuşturulmuş tütsülerle koşuyorlardı. belli aralıklarla yakılan ateşlerin etrafında gruplar toplanmış Abdurrahman Önül tarzında ilahilerini davul-zurna eşliğinde çılgınlar gibi eğlenerek söylüyorlardı. Bir yandan yağan hafif yağmurun -ateşi söndürmesin- telaşı, bir yandan yayılan tütsüler şehrin üzerinde bir bulut oluşturmuştu adeta. Akeno, çekik gözlerini ovuşturarak tekrar dikkatini halka verme cihetiyle (böyle kelimeleri şerafeddin hoca’dan öğreniyoruz.) ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ufuktan bir grubun ellerinin üzerinde bir beşik taşıyarak kalabalıktan kendisinin olduğu bölüme doğru ilerlediğini gördü. Daha net görmek için gözlerini kıstı. Beşiği getiren dişi dökülmüş ihtiyarlar, Büyük Usta Akeno’ya selam verip beşiği önüne bıraktılar. Meydandaki bütün gürültü dindi ve herkes dikkatini Akeno’ya ve kehanetlerden vadedildiğine inandıkları bebeğe verdi. Fondaki ince bir zurna sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Herkes adeta kenetlenmişti. Akeno içinden “bismillah” diyerek bebeği yavaşça eline aldı. İki elinin üzerindeki bebeği ağır ağır, tertil ile havaya kaldırdı. (Ağır çekimi kim icad etti sanıyordunuz??)

Kehanetlere göre Büyük usta bebeği göğe doğru kaldırdığında kutsal bebek “buda’ya selam” der. Akeno olacakları, hatta olamayacakları tahmin ediyordu. Gözlerini kapatıp örgü bıyıklarını sallandırarak yanağına değdiren rüzgarı dinledi, ince yağmuru, fonda zurnayı. Derken “atta” gibi bir ses duydu. Gözlerini açtı. Bebeğin ne dediğini anlamaya çalıştı. Herkes bütün hücreleriyle bebeği dinliyordu. Bebek birden “Allah” dedi. Zurnacının şoktan boğazına tükürük kaçınca yanlış nefes verdi, “zırt” diye kulak tırmalayan tuhaf bir ses çıktı. Herkes önce zurnacıya döndü, sonra kendi aralarında “Allah ne demek, O da kim, noluyor. Bu o bebek değil mi yoksa” diye yaygaraya başladı. Gürültü gitgide yükselirken biri kalabalık içerisinden yükselttiği sesiyle Akeno’yu girdiği şoktan çıkardı.” Büyük Usta, Allah ne demek, Tanrı Buda’nın başka bir adı mı” dedi. Halk gerçekten bu kelimeyi ilk kez duyuyordu. Akeno bir yandan olanların hayretinden, bir yandan sorunun şaşkınlığından ne diyeceğini bilemedi. Sonra “Bağzı şeylerin zamanı geldi sanırım, zurnanın bile zırt dediği şu an” diyerek kalabalığa seslendi. Herkes ne diyeceğini merakla beklerken Akeno yüksekçe bir yere çıkıp İhlas suresini okumaya başladı. Yaptığı tebliği hemencecik kabul eden halk bidat ve hurafelerden elini eteğini çekti. (Hidayet romanlarına dönüş.)

Derken zaman geçtikçe Büyük ustanın hitabında kullandığı söz, “zurnanın zırt dediği yer” diye yayılmış, insanlar bir olayın en önemli kısmını nitelerken bu ifadeyi kullanmışlardır. Japonlar sadece tabak, çanak, kablo icad etmiyor efenim. Japonları sevelim. Sevmeyenleri de sevelim. Herkesi sevelim.

Zeyneb Ubeyde

Bunları da Okuyabilirsiniz

3 Yorumlar

  • Reply Adsız 29 Nisan 2014 at 21:52

    yareppim kelimesi hoş olmamış, yerine başka bir kelime kullanmanız daha iyi olur

  • Reply Adsız 15 Kasım 2015 at 20:44

    Çok beğendim���� devamını beklerim..

  • Reply RÜMEYSA 23 Mart 2017 at 09:46

    helal olsun çok güldüm okurken ??

  • Cevap Bırak