Yazılarımız

Metroda Bir Yabancı

19 Ekim 2013
Bunaltıcı bir hava vardı. Apar topar evden çıktık. Metroyla yapacağımız her yolculukta bu bunaltıcı hava nedense daha da artıyordu. “Sabah sabah kalabalık mıdır ki şimdi orası” diye endişeli bir soru yönelttim eşime. “Bilmem ki” diye endişeli bir şekilde cevap verdi. Kalabalık dese geri dönecek potansiyel vardı içimde.. Hızlı adımlarla ilerledik.
Bu tarz toplu taşıma araçlarına bindiğimizde yanıma erkek oturacak stresiyle dahası eşimin yanına da kız oturacak stresiyle gerildikçe geriliyorum. Kimse peçene, sakalına da bakmıyor ki kardeşim, oturuyor dibine kurtul kurtulabilirsen. Bazen öyle zamanlar oluyorki eşimle tüm şaşkın bakışlar arasında yer değiştiriyoruz. Bana kalsa tüm vagondakileri hizaya alırım.
Bir bayanı yanıma alacak şekilde oturmayı başardık nihayetinde. Eveet, sayın vagon sakinleri yaklaşık 45 dakika hep beraber yolculuk yapacağız. Vagondakilerin genelde kaçamak bakışları hep bende olur. Bense genelde ya yere ya da yukarı bakarım göz göze gelmemek için. Niye mi kaçıyorum? Çünkü bazen insanlar laflarıyla değil gözleriyle yiyor da ondan…
Yanımdaki bayan bir durakta indikten sonra her hallerinden anne ve kız oldukları belli olan iki bayan bindi vagona. Teyzem klasik bir şekilde ucundan saç gözükür vaziyette başına bir başörtü bağlamış. Bu teyze tam karşıma, benimle aynı yaşlarda olan kızıda hiç memnun olmayan bir ifade ile yanıma oturdu. Kızın bir diğer yanı oturma mahalli değil. Bir baktım diğer tarafa sıkıştıkça sıkışmaya çalışıyor. Aramızda oldu kocaman bir boşluk. Haydaa! “Bacım ben insan yemiyorum, mideme dokunuyor da” diyesim geldi, sustum. Hem bu durumlara alışmıştık hem de sabah sabah hiç problem(!) çıkarma niyetinde değildim. Böyle bir durumda vagonun topyekün karşı taraf olacağı nerden baksan belliydi. Kızın annesi bana garip garip bakmaya başladı. “Kim bu nerden gelmiş” der edasıyla.. Ben henüz kendimi tanıtmadım değil mi? Pardon.
Teyzecim, ben bu toprakların halis muhlis evladıyım. Burda doğdum, büyüdüm. Dedelerimde bu topraklarda vefat ettiler. Yabancı değilim. Evet kıyafet olarak gayet yabancı durabilirim ama o benim yabancılığım değil sizin yabancılaştırılmış olmanızdır. Ninenize sorarsanız belki size anlatır beni… O bilir yüz sene evvelinde buralarda kimlere yabancı gözü ile bakıldığını. Aslında bana değil teyze şu etrafındakilere sor nereli olduklarını diyecek oldum, vazgeçtim. Yazık teyzeye hangi birine soracaktı ki.. Dahası ağzında sakız, kulaklarında telefon kulaklığı, mor bluzlu erkeğin ben de nereli olduğunu kestiremedim açıkçası.
Bir bana bir de yanımdaki eşime bakmaya başladı teyze. Kaç yaşında olduğumu çıkarmaya çalışıyor sanırım.
20 yaşındayım teyzecim. Evet, evet kızınız ile yaşıt belki.. Bu kıyafetle “teyze” hükmünü alıyorum da daha çok o yüzden bilin istedim yaşımı.
Yanımdaki kim mi? Değerli eşim.. Teyzenin “vah zavallı kızım erken yaşta evlendirdiler mi seni” sözlerini duyar gibi oluyorum. Bu yaşta onlara göre birbirlerini sevip (!) evlenenler gayeet şanslı ve güzel, bize gelince görücü usulü ile kesin zorla evlenmiş oluyoruz. Neyse teyzecim ben halimden memnunum.
Evliysem o zaman kesin okulda okumamışımdır şimdi ben. Evet ortaokuldan sonra terk ettim teyzecim o okul dediğiniz köle imalathanelerinizi. Zaten bu halinle kimse seni bahçesine bile almazdı deme. Ben bir yolunu bulur okumak için kırk dereden su getirerek başörtüme bir kılıf bulabilirdim.
Başörtümü allayıp pullayıp öyle çıkabilirdim mesela, veya o lanetli peruklarla gayet şık da durabilirdim.  O zaman emin ol kimse sesini çıkarmazdı. Niye mi yapmadım? Ha teyzecim ben bunu henüz kendi davamdaki insanlara anlatamıyorum. Sana nasıl anlatayım.. Başka bir zaman inşallah dedim.
Teyzenin bitmek bilmeyen soruları ve bakışları son durağa geldiğimizi işaret eden ‘din don’ sesiyle sona erdi.  Bu yolculuğu da kazasız, belasız atlattığımız için Allah’a hamd ettim. Gazamız mübarek olsun…


Bunları da Okuyabilirsiniz

Yorum yok

Cevap Bırak