Browsing Category

Yazılarımız

Yazılarımız

İstiğfar ve Umut

19 Nisan 2017

Dünya kolluk kuvvetleriyle üzerine geliyor.
Kalabalıklar fısır fısır fısır fısır konuşuyor.
Şeytan sağ, sol, ön, arka heryerden vuruyor.
İçindeki iki ses sürekli savaşıyor.
Ne yapsan yarım kalıyor.
Heveslerin kursağını bir türlü aşamıyor.
Ne yesen lokmaya vurulur gibi değil.
Yuduma gelmiyor içtiklerin.
Yoruluyorsun.
Yüzyılın gürültüsü beynini bulandırıyor.
Kalıcı olmayan sevgiler kalbini daraltıyor.
Kaçmak istiyorsun.
Güvenli bir kaleye sığınmak.
Sığınacak yer bulamıyorsun.
..
Allah’tan başka.

..
Biraz dur. Dinlen. Sessiz ol. Yavaşla. Maddi ve manevi sükuneti sağla kendine. Olmayan şeyleri, yoluna girmeyen işleri, gerçekleşmeyen hayalleri, dünyanın yükünü..hepsini topla avucuna. Ve biraz uzaktan bak onlara. “Neden bir türlü olmuyor”un sebebini mümince ara.
 
En baştan başla. Rabbinin seni bir kan pıhtısı olarak annenin karnına attığı, sonra akıl verdiği, sonra baliğ kıldığı günlere dön. Ve ordan itibaren hesaba çek kendini. “Ey insan! Seni kerem sahibi Rabbine karşı aldatan neydi?” Neler aldattı seni? Nelerin büyüsüne kapılıp Rabbinin sınırlarına riayet etmedin? Neler sana müslümanca yaşamaktan daha güzel geldi? Ne zaman helal daire sana kafi gelmedi de haramlara bulaştın? Kaç kere koruyamayıp kendini Rabbine isyan ettin?
 
Bir bir hatırla. Hiç birini atlamadan. Paranı sayar gibi özenle say hepsini.
 
Ve Rabbinin önünde küçül.
 
Hiçbir şey ummadan, yalnızca azabından korunmak isteyerek istiğfar et. İstiğfar et. İstiğfar et.
 
Durmadan. Dakikalarca. Günlerce. Dilin boş kaldıkça. Uykudan uyandıkça. Her aklına geldikçe.
 
Acziyetini hatırla. Günahkar olduğunu hatırla. Rabbinin büyüklüğünü hatırla. Verdiği nimetleri hatırla.
 
Ve sonra umut et. Rabbinden yalnız kafirlerin umut kestiğini unutma.
 
“Allah istiğfara devam eden kimsenin her sıkıntısını giderir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır” *
 
Bekle. İstiğfar ettikçe Rabbinin sana sunacağı nimetleri bekle. Günahlarından arındıkça herşeyin yoluna gireceğini bil.
 
Başına geleni kendinden bil. Her zaman.
 

İstiğfar et. Umut et.
İstiğfar et. Umut et.
İstiğfar et. Umut et.
Her zaman.

 

*Hadis-i şerif

Yazılarımız

Kış Duası 

6 Aralık 2016

Her mevsimin bende yeri ayrıdır. İbrahim Tenekecinin şu mısralarını yeri geldikçe tekrarlar dururum: “sıradışı olmak için sırayı bozmak gerekmez/lütfen sıraya girin ama mevsimler gibi”
Mevsim hakikaten en âlâ tefekkür sebebi. Hele de yılda dört mevsim yaşayabilmek büyük nimet.
Bir de “günde kaç mevsim yaşıyorum bilmem” diyenler var ki onlar henüz konumuz değil. .

Her mevsimi ayrı özlerim ben. Hani şu baharın habercisi tazecik esintili güneşli günler vardır ya.. Öyle bir güne uyansam meselâ içim güzellikle dolar. O günleri ayrı bir hevesle beklerim. Bazen bu günler erken gelir, ben yalancı olduklarını bildigimden tutarım kendimi. Baharın habercisi olmadığını bilirim.
Sonra kış. Çocuk gibi karı özlerim. Hani bugünlerde artık soğumaya başladı ya havalar.. Dışarı çıkıp o soğuk havayı hissedince ayrı bir keyif alırım. İnsan soğuk havayı sever mi demeyin. Soğuk hava portakalın habercisidir, kuzinede patatesin, karın, üşüyüp üşüyüp yorganın altına kaçmaların, sıcak bir içecekle pencereden dışarıyı seyretmenin…

Ama bu kış tüm bu özlemlerime bişey gelip oturuyor. Evsizler….
Dünya düzenine lanetler ediyorum. Siyasilere küfrediyorum. Savaşlardan nefret ediyorum. Tüm çocukları evimde uyutmak istiyorum. Hepsine battaniyeler, sobalar, kömürler dağıtmak. Ama o kadar acizim ki.. Hiçbir şeye yetemiyorum!…
Duaya yöneliyorum sonra. Ondan daha güzel yardımcı, Ondan daha zengin kimse, Ondan daha güzel sığınak yok ki zaten!
Rabbim…

Ben aciz bir kulum.

Yardıma muhtaç insanların birine yardım etsem binlercesi kalıyor.

Biliyorum ki sen herkesin rızkını daha anne karnındayken belirledin.

Onlara merhamet et.

Onları aç bırakma.
Rabbim…

Havalar soğuyacak.

Onların evi yok. Sobası yok. Penceresi yok. Battaniyesi yok.

Aralarında çocuklar var.

Onlara merhamet et.

Onları evsiz bırakma.
Rabbim…

Bir çoğu başka ülkelerden geldiler.

Dil bilmezler. Kültür bilmezler. İş bilmezler.

Güvenlikli yerlerde değiller.

Kimlikleri yok.

Devletleri yok.

Ölseler kimse duymaz.

Aralarında kadınlar var.

Onlara merhamet et.

Onları koru.
Rabbim..

Hayat onları çok zorladı.

Ezildiler.

Göç ettiler.

Öldüler.

Ayrıldılar.

Aç kaldılar.

Islamı öğrenemediler.

Kimse onlara islamı anlatmadı.

Onlara merhamet et.

Onları Islamsız bırakma.
Rabbim..

İnsanların aç kalmasına,

kadınların evsiz kalmasına,

çocukların üşümesine,

babaların ağlamasına sebep olan kim varsa onları layıkıyla cezalandır.

Savaş çıkaran zalimleri..

Saraylarında oturup keyfine bakanları. .

Mazlumlara söz verip tutmayan devlet adamlarını..

Evlerini gariban diye fahiş fiyata kiraya veren maddeperestleri..

Ucuz iş gücü buldum diye sevinen kapitalistleri..

Verebilecekken vermeyen, cahiliye müşrikleri gibi “Allah isteseydi zaten onları doyururdu” diyenleri…

Hakkıyla cezalandır.

Onlara merhamet et.

Onların âhını yerde bırakma.
Rabbim..

Çok acizim.

Unutkanım.

Fakirim.

Güçsüzüm.

Günahkarım.

Bana iyilik yapmam için

Fırsat ver

Fırsat ver

Fırsat ver

Bana merhamet et.

Bana merhamet et.

Beni gariplerle beraber kıl.

Beni miskinlerle beraber kıl.

Yazılarımız

Kalabalıklardan Ürküyorum 

25 Ekim 2016


Kalabalıklardan ürküyorum. 
Bu eskiden de olurdu. Ama böyle derin değil. Şimdi sanki diş ağrısı gibi. Ara ara ama birden keskince giriveriyor eksenime. Yiğenlerimi götürdüğüm parkta oturduğum o bank zihnimin ağırlığından yoruluyor. Ben daha çok yoruluyorum. Hayat böyle böyle biten birşey mi diye sormak istiyorum anneme de olumlu cevap alırım diye korkup soramıyorum. Biz hep böyle bir koşturmacanın içinde hayatın hızından kendimize yetişemeyerek mi yaşayacağız? Nereye çıksak bu insan seli yüzümüze yüzümüze mi vuracak? İnsanlar neden bu kadar yabancı geliyor gözüme.. oysa ülkemdeyim ben. Doğduğum, büyüdüğüm şehirde sevdiğim bir mahallede. 
Kalabalıklardan ürküyorum. 

Hani şu kurtarmayı hedeflediğimiz kalabalıklar. Hani şu şairin diliyle ‘hayat rengini sazendelik sanan yırtlaz kalabalık’, hani ‘şehrin insanı’… Hani o kitaptaki cümleyi sık sık tekrar etmeme sebep olanlar ‘kaldırımlarda bize çarpmalarına bakma, toprağın kabul etmediği ölüler bunlar’… 
Kalabalıklardan ürküyorum. 

Yanlarına gittiğim zaman ışid muhabbeti açan kalabalıklar. “Bizim orda da çok ışidci yakalandı çok”. Tanışmak istediğim zaman yüzünü benden kaçıran çocuklar… Beni tuhaf tuhaf süzen gözler…Sebebsiz, saçma, kırıcı sorular, sözlerle yıpratan insanlar. 
Kalabalıklardan ürküyorum.

Küçük bir kasabaya kaçmak istiyorum. Sadece samimi insanlar görmek istiyorum. Tek derdim komşumun beş çayına gecikmesi olsun istiyorum. İnsanlardan daha çok karıncalar ve tavuklarla muhabbet ediyim istiyorum. 
Kalabalıklardan ürküyorum. Rabbim bana güç ver. Esas vazifelerimi unutturma. Bana hayata karşı peygamberi bir duruş ver. Beni ibrahimi ateşten koruduğun gibi koru kalabalıkların dalgınlıklarından. Musayı sihirbazlara galip getirdiğin gibi kalbimde vahyi diğer tüm karanlıklara galip getir. Meryem o ağır imtihanından imanla çıkardığın gibi beni de imtihanlarımdan imanla çıkar. Yunusa yeniden fırsat verdiğin gibi bana da yeni yeni fırsatlar ver. Acizim. Muhtacım. Eksiğim. Beşerim. Beni destekle. 

Yazılarımız

Safları Sıklaştıran O Teyze

2 Ekim 2016

Pazartesi günü yatsı namazını kılmak üzere şehrimizin merkez camilerinden birine gittik. Komşumuz ve dört yaşındaki oğlu da bize eşlik ettiler.
Bayanlar bölümüne çıktık. Hani o küçücük miniminnacık, teravihlerde sıcaktan bayıldığımız, kapısında kocaman “hanımlar için namaz kılma yeri” yazan bölüm var ya, hah işte orası. Caminin bir bayan için ne demek olduğunu bilmedikleri için hala yeni yapılan camilerde bile bize ayrılan yer bir evin salonu kadar oluyor. Halbuki cami sıcaktan bunalan mütesettir hanımın gelip rahatladığı yerdir, bebeği acıkan anne için mahremiyetini koruyacak yegane sığınaktır, dışarda yemek yemeyi sevmeyen peçeli/peçesiz bayan için bir peçete serilip lokantaya çevrilen yerdir. Daha fazla uzatırsam korkarım bu konu “cami neydi cami umuttu, hayattı cami ” muhabbetine dönüşecek…:)

Velhasıl kendi bölümümüze girdik, ezanı bekliyoruz. Parmaklıklara yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır zira siz caminin mimarisine hayran hayran bakarken tanımadığınız bir ses aniden “erkeklere bakmayın cık cık cık” diyebilir. “Nesine bakıcam erkeklerin takkeleriyle omurga kemiklerine mi?” Diyemeyeceğiniz için susup oturmak durumunda kalırsınız…:)
Komşumuzun oğlu tabiki girer girmez koşturmaya başladı. Ben çocuk olsam o kocaman halıları, eşyasız duvarları görünce benim de aklıma yalnız koşmak gelir vallahi. Gayri ihtiyari “tam koşmalık alan ama hakkaten” deyip namaza durdum. İnsan caminin verdiği o müthiş huzur hissini özlüyor. Camiler abartılı süslenmesin evet ama ben ince ince işlenmiş kubbeye her baktığımda içimde bir yer genişliyor sanki, güçleniyorum. Kocaman bir ümmet olduğumuzu hatırlayıp çocuk gibi seviniyorum. Her cadde başında sığınabileceğimiz böyle muhteşem evlerin olması harika birşey değil mi?

Hani her camide mutlaka en az bir tane bulunan teyzeler vardır. Bilirsiniz, çocukken ya tesbih vurmuşlardır size yahut en azından bir çatık kaş görmüşsünüzdür. İşte o teyze bizim koşuşturup duran oğlanı iyi bir azarladıktan sonra iğne yapmakla tehdit etti. Tabi böyle birşey olunca devreler yanıyor sizde. Teyzeyi bir çuvala koyup pencereden atmayı filan düşünüyorsunuz 🙂 ama genelde susmakla neticeleniyor iç kasırgalarınız. Farzı beklerken biraz düşündüm. Yaşlılar ve çocukların ne kadar benzediğine hep hayret etmişimdir. Herşeyin sürekli başa dönmesi gibi insan da yaşı ilerledikçe sanki başa dönüyor. Çocuk inatçıdır, yaşlı da. Çocuk laf anlamaz,yaşlı da. Çocuk bildiğini yapar, yaşlı da.
Derken kamet getirildi. Cemaatle namaz kılarken beni en çok yaralayan şey safların ayrık ayrık olmasıdır. Ki biz bayanlarda genelde böyle oluyor. Sıkışmayı sevmiyoruz şekerim! Kamet getirilirken benim aklım yine saflardaydı. Konuşmaya başladım. “Kardeşlerim deseydim kardeşlerim! Saflarımızı sık ve düzgün tutalım. Şeytan aramıza sızamasın. Omuzlarımız birbirine değsin ki kardeş olduğumuzu hissedelim” konuşuyorum, ama içimden! Bunları sesli sesli imkanı yok söyleyemem. Arka saftakileri önlerdeki boşluklara nasıl çağırsam ki diye düşünürken “o teyze” yüksek sesle uyarmaya başladı herkesi. Teyzeye itiraz etmek ne mümkün, safımız sımsıkı bir saf oldu. Mekke’den sonra ilk kez öyle bir namaz kıldım sanırım. Gerçek bir ümmet olduğumuzu hissederek… imanda, namazda,  merhamette, tüm yüce şeylerde birleşen bir ümmet…

Namaz bitti. Teyzeye minnettar kaldım. Ümmet olmak işte böyle birşey dedim kendi kendime. Herkesin en güzel yönüyle daha da güzeleştirmesi birliğimizi. Çocuklara kızarken kaba evet, ama o kabalığın altında inandığı şeyi kimseden çekinmeden söylemek var. Ve bizim öyle insanlara çok ihtiyacımız var. Çünkü kendilerinden çok daha fazla şey bilenlerin yapamadıklarını korkusuzca yapanlar onlardır. .

Sünnetler, salat-ı vitrler bitti, teyzem çarşafını aldı üstüne geldi. İğne yaparım dedi ya içinden tuttu tabi 🙂 açıklama yapmaya koyuldu. Bi hocayı dinlemiş, çocuklar yedi yaşına kadar camiye gelmeyeceklermiş. Geliyorsa da anasının dibinde oturacakmış 🙂 Kız kardeşim “teyze sen böyle yaptığın için çocuk camiden korkacak, onun çok güzel bir dünyası var burda huzur buluyor” gibi cümleler kurunca “hiçbirşeyin farkında değil o” dedi suratını ekşiterek. Yüzüme yayılan sırıtışı bastırıp itirazcıların yanından aldım teyzeyi. Başbaşa konuştuk biraz. Gönlünü aldım. Başı ağrıyan olur hasta olan olur dedi çok doğru dedim. Hem sen de haklısın çocuk geliyorsa sınırını bilecek dedim. (Dimi fatma hocam http://m.yenisafak.com/yazarlar/fatmakbarbarosoglu/cocuklar-camide-oyuncakları-ellerinde-2029853 )

Alışıp da ne olacak büyüyünce alışsın dedi baş eğdim. (Küçükken bana camide kızdılardı o yüzden şimdi gidesim gelmiyor edebiyatı da ucuzladı bence, küçükken bilmiyordun şimdi biliyorsun işte herkesin öyle olmadığını hem öyle olanlarla güzel olduğumuzu, camiye gitmemek için bahaneler üretme kardeşim) Merdivenlerden inene kadar tasdik ettim teyzeyi, ee o bize lazım sonuçta. .;)

Yazılarımız

Seyyar Tebliğ

5 Ağustos 2016

Birkaç ay önce yaklaşık bir saatlik otobüs yolculuğu yapmam gerekti. Koltuğa oturdum, Kuran-ı Kerîm mealimi elime aldım, otobüsün kalkmasını beklemeye başladım.

Tek başına yolculuk yapmak bana hep cazip gelir. Yanıma kimse oturmayınca bana geniş araziler bağışlandığını falan mı düşünüyorum bilmiyorum 🙂 Belki de bu, yanıma erkek yolcu verdilerse ne yapacağım korkusunun bilinçaltı yansımasıdır, kim bilir. Hatta çoğu zaman yolculuk yaparken iki kişilik koltuk mu alsam acaba falan diye düşünürüm 🙂

Tabi çoğu zaman olduğu gibi yine yan koltuk doluydu. Neyse ki sahibi erkek değildi. Bu kısa yolculuk için iyi bir başlangıç sayılabilir.

Kolunda çantasıyla başörtüsüz bir bayan geldi oturdu yanıma. Otobüs kalktığında benim de iç hesaplaşmam başlamıştı. Yanımdaki bayanla iletişim kurmaya hiç hevesim yoktu. Canım daha çok kâh başımı cama yaslayıp dua ederek kâh meal okuyarak kâh uyuklayarak bu bir buçuk saat bitsin istiyordu. Bir yandan kendime kızıyordum. “Eğer yanındaki insanla iletişime geçmezsen pişman olacağını biliyorsun merve” diyordum. Diyordum diyordum da bir türlü harekete geçemiyordum. Neyse ki sonra beklediğim ilahi işaret geldi 🙂

Yanımdaki bayan bana gülümseyerek şeker uzatıyordu. Şekeri istemesem de tebessümü geri çeviremezdim.

“Öğrenci misiniz” diye başladı söz.
“Nerelisiniz?” diye devam etti.
Sonra pek çok yere uğradı. . İyice koyulaştı muhabbet.

Ayşegül abla bana dini konularda bazı şeyleri yapmak istediğinden ama yapamadığından bahsetti. Benim gibi örtünenlere çok imrendiğini ama bir türlü tesettüre giremediğini anlattı. Karşımda islama aç ve bu açlığının farkında olan bir insan vardı. Bu yüzden birçok şeyi anlatmak daha kolay olacaktı. Ben de anlattım. Bir buçuk saatte neler konuşulabilirse konuştuk işte. Dini meseleler üzerinden güncel meselelere bile geçtik. Ona kitaplar video kanalları ve internet siteleri tavsiye ettim. Ona okuması için mealimi hediye ettim.

Numaralarımızı aldık, birbirimize dua ettik ve ayrıldık. Belki çok iyi anlatamadım, belki anlatmam gerekenlerin hepsini anlatamadım. Ama ona samimiyetimi hissettirdim, ve ben de onun samimiyetini hissettim. Ayrıldığımızda o neler düşündü bilemem. Ama benim inancımı, umudumu, azmimi artıran kısacık bir yolculuk oldu. Dünya o kadar da kötü bir yer değildi. Islamı dinlemeye hevesli insanlar hâlâ vardı. Görünüşler iç dünyaları tamamen yansıtmıyordu. Belki güzel şeyler olurdu. Belki bir iki üç dört beş altı yedi derken kocaman olurduk. Kim bilir?

O tuhaf başlığa gelecek olursak. Şimdi sevgili okur yazar bu başlıkla şöyle şeyler söylemek istemiş olabilir: arkadaşlar tebliğ çok kolay arkadaşlar Rabbimiz çok büyük bize her yerde tebliğ imkanı vermiş. Arkadaşlar tebliğ yapalım tebliğ 🙂

Yazılarımız

Ölüm İle Nasıl Tanıştım

18 Ocak 2016
 Çok uzun zaman oldu, bir kardeşim bu günlük için benden bir yazı yazmamı istemişti. Sade ve kolay anlaşılır olması gerekiyordu ve benim zihnim öylesi karışık ve bulanıktı ki bir türlü ahdimi yerine getirememiş ve yazamamıştım. Şimdi sözümü tutmak istiyorum. Sizlere itiraf etmem gerekir ki ne yazacağımı şu an ben bile bilmiyorum. Yalnızca bildiğim bir gerçek var, geçtiğimiz Ramazan ve Kurban bayramları arasında yaklaşık bir ay aralıklarla üç yakınımı Rahman’ın huzuruna yolladım. Ölüm var ve şüphesiz bunu en iyi ölüler anlatıyor. Belki yarın ben de… Dedim ve yazmaya başladım.

Ölümün tecrübesi olmaz elbette, hayatta her şeyi tecrübe edebiliriz ama ölümü asla. Bir kereliktir o, yalnızca bir zamana aittir. Ama şahit olabiliriz ona. Ne kadarına? Bize hissettirdiği kadarına elbette… Suni bir konuşma yapmak istemem sizinle. Ama bana kulak verin isterim. Ramazan bayramının ikinci günü dedesini, bir ay sonra büyük yengesini, Kurban bayramı öncesinde de genç yaşta babasını kaybeden – affedin, kaybetmek değil bu, ayrılmak- bu kardeşinize kulak verin isterim.

Ölümü haberlerden okumak, televizyonlardan izlemek, kitaplarda görmek değilmiş bizi sarsan şey. Hepimiz Cennet’i umut ediyoruz. Kokuşmuş ve artık miadını doldurmuş dünyadan nefret ediyoruz. Hepimiz, hepimiz kardeşlerim dünyada olup dünyalı olmamaya çalışıyoruz. Ama bir kalp var içimizde, Rasulullah’ın (sav) evirip çevrildiğini ifade ettiği, her vakit doğru yolda sabitlenmesi için Rabbine(cc) dua ettiği bir kalp bu. Bazen tutamayız dümeni, kendimizi kaçırırız. Bulduğumuzda ise dünyalık bir iş hem zihnimizi hem elimizi meşgul ediyordur. Tövbe ederiz. Sonra tekrar dalarız. Sonra tekrar tövbe ederiz. Mühim değil. Tekrar ve daha sağlam bir şekilde döneceksek Rabbimize hata yapmanın ne kötülüğü olabilir ki? Büyüdük deriz. Müslüman idik, mümin olduk deriz. Bak ne de güzel şeytanı alt ettik deriz. Bir daha yeneriz, bir daha yeneriz, daha iyi yeneriz.
Okumaya Devam Et…

Yazılarımız

Annemin Siyah Başörtüsü

9 Aralık 2015

 

Bu yazıyı bize sık sık “peçe yapmak istiyorum ama ailem karşı çıkıyor sizce ne yapmalıyım” sorusunu soran kardeşlerime ithaf ediyorum…

Allahım meğer kalpler gerçekten de senin elindeymiş…
Meğer sen ol dersen olurmuş da kimseler engel olamazmış….
Allahım sen o kadar büyükmüşsün ki, kullarını önce sınar sonra rahmetini yollarmışsın…
Allahım sana sonsuz şükürler olsun..
İmanı dilediğin kullara verirsin sen.. Bizi de seçtiğin için sana sonsuz şükürler olsun!

Annem yaklaşık bir haftadır siyah eşarp takıyor. Biliyorum bu bazılarına oldukça sıradan gelecek. Ama ben o siyah esarbı annemin başında görünce nasıl sevineceğimi şaşırıyorum.

Annem siyah eşarp takar olmuş. .. Evden ikimiz de kapkara çıkar olmuşuz…

İlk siyah eşarp taktığım gün bana kızıp da sonuç alamayınca “bu inadınla nereye gideceksin bilmiyorum” dediğinde “cennete inşallah” diye cevap verdiğim annem şimdi “kendimi böyle çok rahat hissediyorum” der olmuş. ..

Peçe yapacağımı söylediğimde bana kızan,küsen annem “en doğrusu seninki yavrum” der olmuş. ..

Çekmecesi renk renk esarplarla dolu olan annem renklerden en çok siyahı sever olmuş.

İpek eşarpları çok seven annem onların tesettüre uygun olduğundan endişe eder olmuş. ..

Okumaya Devam Et…

Yazılarımız

Bizi Rahat Bırakın!

10 Kasım 2015
Türkiyede “sanatçı” olmak isteyenler için kısa rehber:

1-uyduruk bir okulda eğitim al

2-yurtdışında birkaç ay kal ve bir iki yabancı kelime öğren

3-müstehcen konuları işle, Müslümanlara saldır

4-çicçekleri koruma, böcekleri öpme eylemlerine katıl

Sanatının zirvesine ulaşmak istiyorsan:

5-çarşaf giymiş kadınlara zincir geçir ve “MOSLOMON KODONLOR OZGOR DOGOL” (müslüman kadınlar özgür değil) diye haykır.

Ya arkadaş doksan yıldır aynı numarayı çekiyorsunuz hiç mi sıkılmadınız? Ama bak cidden soruyorum lütfen cevap verin bana,

Her kurban bayramında HAYVAN KATLİAMINA HAYIR demekten,
Dizilerinizde köyden gelen kızı başörtülü ve cahil, şehirli kızı başı açık ve kültürlü göstermekten,
Kitaplarınızda kaba saba ahlaksız kimseleri imam diye tanıtmaktan,
“Çarşaflı bir kadın ressam olamaz meselaa” falan gibi üstün zekanızın ürünü cümleler kurmaktan sıkılmadınız mı?

Ağrımadı mı boynunuz batıya bakmaktan?

Bakın yeni yöntemler bulamıyorsanız yardım isteyin bari. Belki size “bir erkeğe çarşaf giydirip kuyumcu soydurmak” gibi planlarınızdan daha mantıklı önerilerimiz olur.

Hep aynı teraneyi döndürüp dolaştırıp önümüze getirmekten bıkmıyorsunuz. Şimdi de Tüyap fuarında dahi bir “sanatçı”mız çarşaflı kadınlara zincir geçirmiş. Ama amacı kesinlikle islama hakaret diilmiş.

Biri bu adamlara ulaşıp söylemeli. Ben bunca yıldır hiçbir ilerleme kaydedememiş olmalarını kafalarının kalınlığına bağlıyorum ama yine de söylemeli:

Arkadaş bak bugüne kadar islamla, müslümanla, başörtüyle uğraştınız bişey elde edemediniz. Saçlarınız güneş ışığı görmezse dökülür, vücudunuz kalsiyumsuz kalır, türban bilmem hangi kavimden gelir, aslında sadece yakayı örtmelidir, gelişmeye engeldir, insanları kutuplaştırır vıdı vıdı vıdı… Ne bulduysanız söylediniz, okula almadınız, gördüğünüz yerde aşağıladınız, ama BAKIN NE OLDU? İnsanlar uzaklaşmak yerine daha da yakınlaştı. Nefret etmek yerine daha da çok sevdi.

Demek ki neymiş,  ya yeni yöntemler geliştirmeniz, acilen kendinizi güncellemeniz, birilerinden yardım almanız lazım. . Yada bu toprakları böyle kabullenmeniz…

Çünkü biz en çok da size inat İslam geldik, İslam gideceğiz. ..

Yazılarımız

Peçeliler Nasıl Evlenir? :)

23 Ekim 2015

Uzun bir aradan sonra merak edilen ve hakkında çok soru gelen bir konu hakkında yazmaya devam ediyoruz.

Peçeliler Nasıl Evlenir? 🙂

Bunu bir çok kişi meraktan veya gerçekten bilmek istediği için soruyor.

Evvela böyle bir soruya hiç yabancı olmadığımızı, ninelerimizin “ahh kızım yüzünü kapatıyorsun, kim görüp de alacak şimdi seni” diyerek derdini çektiğini de hatırlatalım. Aslında burda peçelilerden ziyade Müslüman bir kız (yüzü kapalı veya açık fark etmez) nasıl evlenir onun cevabı olacak. Öncelikle halkın nazarında tahmin edilen iki seçenek var:

a) Aile zoru ile bir adama nikahlanır
b) Birini asla sevemez ve gelen ilk görücü ile hemen evlenir.

Başımızı örttüğümüz için zihnimizin de kapalı olduğunu düşünen zihniyetin az çok düşündüğü şeyler bunlar. Peki gerçekten öyle mi bir bakalım. Öncelikle İslam’ın bu konuda koyduğu birkaç kuralı hatırlatalım.

1- İslam flört ilişkisini (yani kız/erkek arkadaş ilişkisi) yasaklamıştır.

Genelde gönül eğlendirme ile sonuçlanan bu ilişkiler mantıklı düşünüldüğü taktirde de evlilik için uygun tercih olmadığı rahatlıkla görülecektir.

Bir kız veya erkek karşı cinsi sevdiğini zanneder ve onunla buluşur, görüşür, telefonda konuşur. Güya birbirlerini tanımaya çalışırlar. Bu ilişkilerin çoğunda evlilik olmaz. (Olanlar vardır tabi.)

Çünkü bu ilişkide iki taraf da maske kullanır. Gerçek yüzlerini birbirlerine göstermezler ve yapmacık davranırlar. Film ve dizilerde gösterilen ilişkileri canlandırmaya çalışırlar.
Ve bu sürekli arkadaş değiştirme ile devam eder. Birinden hoşlanmadıysa veya beğenmediği bir davranışını gördüyse hemen onu terk eder ve başka bir arkadaş edinir.

İslam’ın yasakladığı ve sınır koyduğu her şey insanın fıtratına uygundur. Kim sürekli ilişki değiştiren kız veya erkekle evlenmek ister ki?

Bunun birde muhafazakar kesim tarafından yapılanı var. Üniversitelerde cereyan eden görüp beğenme ve daha sonrası telefon konuşmalarına/mesajlaşmalarına giden bir ilişki. Tabiki çoğunlukla ebeveynlerin haberi yok, olsa da olumlu sonuçlanan çok göremedik açıkçası. Öğrenciye kız vermiyorlar 🙂

Şunu asla unutmayalım; Allah’ın sınırlarının çiğnendiği haram ilişkilerde bereket ve mutluluk olmayacaktır. Olsa bile geçici ve kısa sürelidir.

(Not: “Ben erkek arkadaşımla flört ilişkisi yaşadım ve daha sonra evlendim mutluyum” diyen arkadaşlar çıkacaktır elbette. Bu ilişkiden tamamen mutsuz bir evlilik çıkar demiyoruz azınlık olarak vardır ama haram olan bir mutluluk olduğuna inanırız.)

Okumaya Devam Et…

Yazılarımız

Peçemle Konuştum Bugün…

13 Eylül 2015
Peçemle Konuştum Bugün

Ben böyle değildim. Ne oldu inan bilmiyorum. Seni yüzüme takarken samuraylar gibi havalara girerdim. Birazdan aynasızlara haddini bildirecek maskeli bir eylemci gibi heycanlanırdım.

Hani şakayla karışık hep diyordum ya.
“Yüzümde gördüğünüz yalnızca peçe değil. Onun ardında fikir var ve fikirlere kurşun işlemez!!!”

Peki ne olmuştu da şimdi böyle keyifsizdim. Elim peçemin iğnesine uzanırken neden bir yaşlı eli gibi titriyordu?… Neden kalabalıklar arasından geçerken başımı eğiyordum?

Kalabalıklardan korkar mı olmuştum?

Galiba yorulmuştum ben. Şehrin gürültüsüne tıkanmaktan ağrımıştı kulaklarım. İnsanlara derdimi anlatmaktan boğazım kurumuştu. Öylesine de yalnızdım ki, nereye gitsem beni anlayan insan arayışım sonuçsuz kalıyordu. Hem o hani meydanda arkalarını dönüp dönüp bana bakan laubali çiftin gözlerini de hatırlamak istemiyordum. Haberler karmakarışık, ülkem bölünmenin eşiğinde, örtüm her yerde tehdit unsuru, dünya berbat bir yerdi!

Ağladım çok, ama bunu kimse bilmesin. Bağırdım peçeme “yoruldum!” dedim “sen olmasaydın belki de..”

Onun olmadığı bir kendim hayal ettim sonra. Ne kadar eksiktim. O varken, moda umrumda değildi mesela. Ama Allah korusun o giderse, belki diğerleri de giderdi farkettirmeden, yavaş yavaş… Aldım karşıma peçemi, konuştuk gün boyu:

“Sen varken birçok şeyden mahrum kalıyorum bazen. Ama farkettim de bunun adı mahrum kalmak değil, Rabbimin özel koruması. Sen varken çoğu zaman güzel değilim. Ama düşündüm de güzel tanımını kim belirliyor? Yani benim Ayşe annem dünyadaki tüm süslü püslü manikürlü pedikürlü kuaförlü bakımlı kadınlardan daha güzel değil mi? Sen varken insanlar bana çok fena bakıyor, inan çok rahatsız oluyorum. Ama düşündüm de her iyi iş yapan insan zaten kötü bakışlara, olumsuz sözlere maruz kalmamış mıdır? Ne yani bakıyorlar diye onlara daha çok imkan sağlamak için açsa mıydım yüzümü? Bazen evet, sen varsın diye beni bir çok yere almıyorlar. Öğrenmek istediğim diller var mesela, okumak istediğim okullar, katılmak istediğim topluluklar. Ama düşündüm de ben sen olmadan sahip olsam onlara, mutlu olamam ki. Gülerim belki ama huzurlu olamam ki. Sen varsın ya, gerisi umrumda değil!” dedim ve sarıldık işte peçemle.. Nasıl da özlemişim.

Sonra o da konuştu tabi. Yine en derininden etkiledi kalbimi.

“Burası dünya yahu” dedi. “Burası bu kadar işte. Burayı bırak da biz sağ salim cennete gitmeye bakalım”