Browsing Category

Sizden Gelenler

Sizden Gelenler

Değerli Olan Gizlenir

27 Mart 2017

Güneşin dünyaya mesafesini, gezegenlerin bir mecrada akıp gitmesini, dağlarla yeryüzünün sabitlenmesini, çağlayan nehirleri, bir kabarıp bir sakinleşen denizleri, canlılardaki ahengi, bir annenin sadece sesiyle bile bebeğini sakinleştirebilmesini dileyen ve gerçekleştiren Allah-u Teala’dır. Yarattığı her şeyi bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Onun hiçbir işinde bir eğrilik ve eksiklik yoktur.
Erkeği de kadını da yaratan, onları birbirine muhtaç kıldığı halde ikisini birbirine imtihan sebebi yapan da O’dur. Kadına cazibe ile etkileme gücü veren de, bu gücünü sadece helaline kullan diyende O’dur. Erkeğe bu cazibeden etkilenme özelliği veren de, “Harama bakma!” diyende odur. Göklerdeki düzeni de yapan O Allah, kadına evinde otur , örtünü omuzlarından aşağı sarkıt , yürürken dikkat çekici yürüme diyende O Allah’tır. Bizler, kadınlığımızla, erkekliğimizle, evlat-ana-baba oluşumuzla imtihan edilelim diye dünyadayız.
Yemek yeme, uyuma, konuşma gibi zaruri hallerimizle ilgili bile kuralları olan dinimizin kadın ve kadının örtüsü ile ilgili de kuralları vardır. Kadının örtüsü tanınmaması ve incitilmemesi içindir. Dışarıya çıkarken girilen tesettürün üç temel şartı vardır. Bunlar bol, kalın ve uzun olmasıdır. Yazımızın ana konusu olan ev içi tesettüre gelince bunun da kendine has kuralları vardır.

Okumaya Devam Et…

Sizden Gelenler

Arabistan’da Kadın Olmak

24 Mayıs 2016

Medine’de yaşayan bir ablamıza Arabistan’da kadın olmak nasıl diye sorduk… 

ARABİSTAN’DA KADIN OLMAK

Buraya ilk gelirken ön yargısız oluşumdan mıdır, yoksa batının haklar konusundaki kriterlerini kabul etmeyişimden midir bilmem, hiç bir zaman burada kadınların ezildiklerini, haksızlığa uğradıklarını düşünmedim. Eğer bazı haksız uygulamalar varsa da -kadınların araba kullanamaması gibi- bunun İslami hükümleri yanlış anlamaktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Zira İslam Allah’ın dinidir. Allah-u Teala, tüm noksanlıklardan beri olduğu gibi; dini de öyledir. Bir yanlışlık, eksiklik, haksızlık varsa kesinlikle insan kaynaklıdır.  İlim ve anlayış eksikliğine dayalıdır.

Ama bazıları ısrarla bize şunu kabul ettirmeye çalışıyor: Arabistan, İslami kanunlarla yönetilen bir ülkedir. Aynı Arabistan, dünyada kadınların en çok haksızlığa uğradığı ülkelerden biridir. Öyleyse; İslam eşittir ezilen kadınlar!! İşin en kötü yanı ise; bir çok müslümanın böyle düşünmesi ve Arabistan’ı eleştirirken bilinçaltında İslam’ın hükümlerini kabullenememe durumunun olduğunun farkında bile olmaması.

Ayrıca bilincine varılması gereken başka bir hususta şu: Yeryüzünde İslam’ı tam anlamıyla temsil eden bir yer yok ne yazık ki! Bu yüzden bu ülkeyi de bu bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekiyor. İslam’la kazanılan bir çok güzellik olduğu gibi, başka sebeplerden kaynaklanan bazı eksik ve yanlışlar olabilir.

Okumaya Devam Et…

Sizden Gelenler

Üst Komşu!

5 Mart 2015
Üst Komşu!

Şu sıralar hayli sinirlerinizin bozuk olduğunu görüyorum. Çok nahoş bir hadise yaşadınız. Siz evinizde mutlu mesut yaşarken bir gün apartman kapınızın önünde birilerini gördünüz. Ama öyle tahammül edeceğiniz cinsten değildi. Boydan boya sihaylar giyinmiş, yetmiyormuş gibi yüzüne de peçe örtmüş bir kadın! Aman Allah’ım! Oda ne? Alt katınıza taşınıyorlar!

Kaygılı bakışlarla pencerenizden olan biteni izlemeye başladınız… Her şey ortadaydı işte. Müslüman bir aile komşu olacaktı size…

O an bakışlarınıza alabildiğince aşağılama ifadesi yerleştirerek bir daha baktınız. Ama bu kadın ne kadar da garip davranıyordu! Sanki bu bakışlara zerre önem vermiyordu. Ne yazık ki böyle adamlar bir acayip oluyor işte. Ne eleştiriye kulak asıyorlar nede göklere çıkarılmaya. Zaten önemseselerdi böyle bir hayatı tercih edebilirler miydi? Size rağmen? Biraz çaresizlik hissi kaplıyor o an içinizi. Yinede bir umutla devam ediyorsunuz kendinizi fark ettirmeye.

Oldukça mütevazı birkaç eşyayı karıkoca el ele verip sessizce, kimseyi rahatsız etmeden yerleştiriyorlar. Derken günler akmaya başlıyor… Biraz olsun kafanıza takmamaya çalıştınız fakat o malum gün gelene kadar… Kapısını asla çalmayacağınız, karşılaşmak dahi istemediğiniz bu kişi ile karşılaşma vakti gelip çattı. O gün Her zaman ki edası ile koridorda yürürken onu görür görmez sinirleriniz birden tepenize çıktı ve “Şuna bak ne seviyesiz giyinmiş.” deyiverdiniz. O an yüzünüze bakıp suratınızdaki o ifadeyi anlamlandırmaya çalıştı biran.
Okumaya Devam Et…

Sizden Gelenler

Peçeyle Başlayan Devrim

15 Ocak 2015
Her şey ne zaman başladı, bilmiyorum. İlk ne zaman içimde tomurcuklanmaya ve yeşermeye başladı peçe sevgisi? Doğru ya, ne ailemde vardı böyle bir örf, ne de daha önce zihnimde tahayyül edilmiş bir tablo. Ama sanırım kabullenmek, hiçbir zaman rotasını bilemediğimiz derin bir yolculuk her zaman.

Yıl iki bin on iki, aylardan Mayıs, hafta iki ve gün Cumartesi. Sanki dünmüş gibi hissettiğim coşku, korku ve umutlar. Daha önce evde defalarca denediğim ve aynanın karşısında dakikalarca seyre daldığım peçem. Sanki bir devrim gibi, saat sekizi beş geçiyor gibi.

İlkler her zaman unutulmazdırlar. Her zaman ortaya çıktığı tazeliği, canlılığı muhafaza ederler. İlk kitap, ilk gün, ilk hediye, ilk şiir… İşte anı defterimden unutamadığım bir sayfadır, peçeyi taktığım ilk gün. Bir daha hiç hissedemediğim yutkunmalarım; göremediğim,  gözlerimdeki ateş ve kalbimdeki sekinet. Nefsimden bağımsız attığımı hissettiğim ilk adımlarım, belki de o güne dek kendimi ilk kez böylesine özgür hissettiğim o mucizevi an.
Okumaya Devam Et…

Sizden Gelenler

Tertemiz Kalpleri Vardı Onların…

3 Aralık 2014
Tertemiz kalpleri vardı onların,.o denli temizdi ki kalpleri namaz kılmalarına gerek yoktu. Çünkü kalpleri temizdi. Dedikodu yapsalar bile günah sayılmazdı, çünkü temiz kalple iyilik için arkalarından çekiştirirlerdi yüzüne güldükleri insanları. Zaten onların amel defterleri de kalpleri kadar tertemizdi. Özellikle sağ yaprakları bembeyazdı.
Kalpleri çok temiz olduğundan baktıkları çıplak resimlerde, tenlerini teşhir ede ede göbek attıkları düğünlerde hiç günaha girmezlerdi. Çünkü onların şehvetleri alınmıştı. Adeta melek olarak yaratılmışlardı. Kalpleri temizgillerdendi onlar, kadınları için tesettür gerekmezdi çünkü erkekleri de güzele bakarken sevap işleyengillerdendi. Bazen karısını kocasını aldatanlar olurdu, soylar nesepler karışırdı, minicik yavruların çöpe gittiği de olurdu ama olsun, sonuçta hepsi temiz kalpliydi.
Bu temiz kalpliler vardı ya, onlar öyle mübarektiler ki yalan söyleseler bile yalanları bembeyaz olurdu, bazen tozpembe olurdu, hiç temiz olmayan yalan söylerler miydi onlar?
Ne olacaktı ki biraz eğlenmek için içki içiyorlardıysa? Sonuçta kimseye bir zararları dokunmazdı temiz kalplilerin. Şen şakrak şuh kahkaları ortamı bile neşelendirirdi. Bundan büyük sevap mı vardı ki? Sonuçta başka coğrafyalarda, hatta yan apartmanda yoksulluk çeken, acı içinde kıvranan müslüman kardeşleri için dua ediyorlardı arada bir, hem onların koruyucusu Allah’tı, temiz kalpliler ne yapsın?
İyilik timsaliydi temiz kalpliler, kurban kesmeyerek hayvanları dahi incitmezlerdi, yılda bir kere bir vakfa kurban bağışı yaparlardı, temiz olan kalpleri daha da parlardı. Tabi yetimsiz sofraları süsleyen kebapları da kurban etinden yapılma değildi, ne sandınız, o etler hayvana zarar vermeyen kasaplarca ödünç alınmıştı.
Hac mı? Deli saçması. Onca para, onca ritüel gerekmezdi ki Allah için. Bunlar hep Arap’ların aç gözlülüğüydü. Temiz kalpliler Porsche model arabalarına binerken Arap’ların bü yüzsüzlüğüne sitem ederlerdi, temiz kalpliler herşeyi bilirdi, onlar bilinçliydi.
Temiz kalplilerin aksine biz, yüreğimiz bin pişman dolanırdık ortalarda. Çünkü kalplerimizin temizliğinden hiç emin olamazdık, yazık. Biz cennet garantisi aldığı halde, günde yetmiş kere tevbe istiğfar edenlerin peşinden gidenlerdik. Onlar ise kendi ‘temiz’ kalplerinin.
Tüm temiz kalplerin doğru yolu bulup, Allah’a varması dileğiyle…
Konuk Yazar: Seda Altıparmak
Sizden Gelenler

Peçe Takıyorum, Çünkü..

15 Ağustos 2014



Peçe Takıyorum, Çünkü

1- ” Modamızın sınırlarını iffetimiz belirler ” düsturuyla asrın tesettürü hedef alan bütün çirkinliklerine -LA- diyebildiğim bir örtü şekli .
.

2- Dışarıda yürürken sadece giyinişimle birsürü insana islamı hatırlatabildiğim bir örtü şekli (istemeden kendilerine korku ve endişe duygularının hala zirve yapabileceğini de hatırlattıklarım oluyor tabi 🙂

3- Karşı cinsin gözlerine malzeme verebilme olayını en aza indirgeyen bir örtü şekli ( bu şekilde hayal dünyalarında benimle ilgili cici düşünceler yerine kara şimşekler çaktırabiliyorum 🙂

 4- Kadını meta olarak gören şu sistemden onu çekip çıkaran ve özgürlüğün ufuk çizgilerini aştıran bir örtü şekli .. ( uçan hali olarak düşünebilirsiniz :))

5- Beni , aslında bir bayan için uygun olmayan ama kaniksadığımız durumlardan alıkoyan bir örtü şekli olduğu için .. ( bkz : dışarda rahat rahat oturup yiyip içebilme olayı)

6- Beni gördüğünde ürkek ve çekingen duran, benimle kendisinin hiçbir ortak noktası bulunamayacağını düşünen kardeşlerimle diyaloga geçme fırsatı bulduktan sonra, gözlerindeki önyargının çöküşü ve akabinde beliren saygı ve muhabbetin oluşmasını sağlayan bir örtü şekli .. ( biz buna devrim diyoruz 🙂

7- Ve yine dışarda tesettürlü olmayan kardeşlerimle olan diyalogumuz sonrası ” aslında ben de isterdim peçe giymeyi ” sözlerini söyletebilen , onlara gayrıihtiyari islami fıtratlarını hatırlatan bir örtü şekli ..

 8- Toplum içinde art niyetli insanlarla arama, ” bez ” özelliğini kaybedip ” duvar ” örebilen bir örtü şekli ..

 9- Salaş ve laubali insanlara ; ” ülkenizin topraklarından farklı bir ülkenin elçiliğine adım attığınızda hissettiğiniz, burası yabancı bölge, dikkatli olmalıyım, içerdekinin dokunulmazlığı var ” hissini veren bir örtü şekli ..

10- Bana, yürürken, başını dik tut (ama önüne bak 🙂 ) diye fısıldadığı için peçe takıyorum.. Saygıyla bakan , şüpheyle bakan , acaba bombayı neresine bağladı diye irdeleyen gözlerle bakan insanların arasından geçip giderken attığım her adımda bana devrim yaptığımı hissettiren bir örtü şekli olduğu için ..

Peçeliyim.. ve peçemi seviyorum..

Fatma Tuncay

Sizden Gelenler, Yazılarımız

Zurnanın Zırt Dediği Yer

21 Nisan 2014
“ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER”

Sonbaharın yağmurlu bir günü. Aylardan kasım. Kasım ayı edebiyatı henüz icad edilmemiş, dünya ol sebepten huzur içinde dönüyor. Güneş pak ışınlarını yeryüzüne salıyor, Tokyoya bağlı Toşima kentinin bu yüksekçe dağının eteğinde dövüş teknikleri dersi veren Akeno’nun selamına karşılık veriyordu;
 “Ve aleykumselam!” Akeno müslümandı. Bunu henüz kimseyle paylaşmamıştı. “Bağzı şeylerin vakti vardır.” diye düşünüyordu. Müslüman olduktan sonra adını değiştirmişti, “Abdullah”. İnsanların ona bu isimle sesleneceği günleri düşlüyordu, gökkuşağını izlerken. (Yemin ediyorum bu bir hidayet hikayesi değil.)

Gökkuşağının adetidir, yağmura güneş eşlik edince çıkıverir ortaya. İki yanda örüklü salınıvermiş bıyıklarıyla oynarken sakal bırakamayışının hüznü dolmuştu içine. (Hüzün edebiyatı icad edilmiş o vakitler, yıl 1952) Arkadan en iyi yetiştirdiği talebesi Akihiro seslendi, “Büyük Usta Akeno’ya selam olsun” Akeno başını öne eğerek selamı aldı. (Başını öne hafifçe eğerek selam almak şeysi de o dönem icad edilmiş. İlk japonlar bulmuş. İlk kuvvetli yapıştırıcıyı da onlar bulmuştu hatırlarsanız. üstünde çirkin şişko bir sumo güreşçisinin resmi var. Her ne kadar resimdeki güreşçinin ileride ustasından daha iyi bir dövüş ustası olan Akihiro olduğuna dair rivayetler olsa da, bu rivayetler bize muttasıl senedlerle ulaşmadığından sahih kabul etmeyerek eserimizde yer vermedik.)

 Akihiro; “Efendim, kehanetlerin bize işaret ettiği kutsal bebeğin dünyaya geldiğine dair söylentilerle çalkalanmakta kent.” Akeno müslüman olduktan sonra artık inanmadığı bu zırvalıklar karşısında adeta hayrete düşüyordu. Bir bebe doğacak da dövüş ustası olacak da dünyaya japonların gücünü ispat edecek fevkalade şeyler yapacak breh breh breh. “Sen in.” Akihiro başını öne eğip dışarıda beklemek için çıktı. Büyük Usta Akeno pis pis sırıttı. Böyle kısa cevaplar vermek çok hoşuna gidiyor, artist geliyordu. “Ne kadar coolum yareppim” dedi. “Sen de ne kadar büyüksün.” (İlk “ok. By. Aeo. Kib.” İfadelerini icad edenlerin onun neslinden geldiği alimlerce ittifak edilmiş bir mevzudur.)

Üstüne cüppesini alıp dışarı çıktı. Kent tam da Akihiro’nun dediği gibi çalkalanmakta idi. Her kafadan bir ses geliyordu. Herkes birşey söylüyor, bir heyecan bir kutlamayla karışık tuhaf bir gerginlik sezinleniyordu insanların yüzlerinde. Onlarca çocuk eline tutuşturulmuş tütsülerle koşuyorlardı. belli aralıklarla yakılan ateşlerin etrafında gruplar toplanmış Abdurrahman Önül tarzında ilahilerini davul-zurna eşliğinde çılgınlar gibi eğlenerek söylüyorlardı. Bir yandan yağan hafif yağmurun -ateşi söndürmesin- telaşı, bir yandan yayılan tütsüler şehrin üzerinde bir bulut oluşturmuştu adeta. Akeno, çekik gözlerini ovuşturarak tekrar dikkatini halka verme cihetiyle (böyle kelimeleri şerafeddin hoca’dan öğreniyoruz.) ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ufuktan bir grubun ellerinin üzerinde bir beşik taşıyarak kalabalıktan kendisinin olduğu bölüme doğru ilerlediğini gördü. Daha net görmek için gözlerini kıstı. Beşiği getiren dişi dökülmüş ihtiyarlar, Büyük Usta Akeno’ya selam verip beşiği önüne bıraktılar. Meydandaki bütün gürültü dindi ve herkes dikkatini Akeno’ya ve kehanetlerden vadedildiğine inandıkları bebeğe verdi. Fondaki ince bir zurna sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Herkes adeta kenetlenmişti. Akeno içinden “bismillah” diyerek bebeği yavaşça eline aldı. İki elinin üzerindeki bebeği ağır ağır, tertil ile havaya kaldırdı. (Ağır çekimi kim icad etti sanıyordunuz??)

Kehanetlere göre Büyük usta bebeği göğe doğru kaldırdığında kutsal bebek “buda’ya selam” der. Akeno olacakları, hatta olamayacakları tahmin ediyordu. Gözlerini kapatıp örgü bıyıklarını sallandırarak yanağına değdiren rüzgarı dinledi, ince yağmuru, fonda zurnayı. Derken “atta” gibi bir ses duydu. Gözlerini açtı. Bebeğin ne dediğini anlamaya çalıştı. Herkes bütün hücreleriyle bebeği dinliyordu. Bebek birden “Allah” dedi. Zurnacının şoktan boğazına tükürük kaçınca yanlış nefes verdi, “zırt” diye kulak tırmalayan tuhaf bir ses çıktı. Herkes önce zurnacıya döndü, sonra kendi aralarında “Allah ne demek, O da kim, noluyor. Bu o bebek değil mi yoksa” diye yaygaraya başladı. Gürültü gitgide yükselirken biri kalabalık içerisinden yükselttiği sesiyle Akeno’yu girdiği şoktan çıkardı.” Büyük Usta, Allah ne demek, Tanrı Buda’nın başka bir adı mı” dedi. Halk gerçekten bu kelimeyi ilk kez duyuyordu. Akeno bir yandan olanların hayretinden, bir yandan sorunun şaşkınlığından ne diyeceğini bilemedi. Sonra “Bağzı şeylerin zamanı geldi sanırım, zurnanın bile zırt dediği şu an” diyerek kalabalığa seslendi. Herkes ne diyeceğini merakla beklerken Akeno yüksekçe bir yere çıkıp İhlas suresini okumaya başladı. Yaptığı tebliği hemencecik kabul eden halk bidat ve hurafelerden elini eteğini çekti. (Hidayet romanlarına dönüş.)

Derken zaman geçtikçe Büyük ustanın hitabında kullandığı söz, “zurnanın zırt dediği yer” diye yayılmış, insanlar bir olayın en önemli kısmını nitelerken bu ifadeyi kullanmışlardır. Japonlar sadece tabak, çanak, kablo icad etmiyor efenim. Japonları sevelim. Sevmeyenleri de sevelim. Herkesi sevelim.

Zeyneb Ubeyde
Sizden Gelenler

Sabah Yakın Değil mi?

28 Ekim 2013
Peçeyle eve girişimin ilk günüydü. Annem beni görür görmez “Ayy, öcü gelmiişşş!” diye bir çığlık kopardı ki olduğum yerde bakmış kalmışım. Gittim yanına dişlerine falan baktım. Dişlere bakılırsa annem hala 41 yaşında. Bu 5 yaş tepkisi de neyin nesi şimdi. Halbuki haberi vardı. Niye böyle ilk defa öcü görmüş gibi  pardon peçeli görmüş gibi bağırdı anlamadım. Anne ya. Herhalde üzülmeyim diye, bir de önceki günlerde verdiği ağır tepkilerin hafiflemesi için şakayla karışık koydu bu ilk görüş tepkisini. Aslında işe yaradı da. Aferin anne, hep böyle ol.
 O hafta sonu anneannemlere gitmek için yola çıktık. Onlarla vakit geçirmeye bayılırım. O yaşlarına rağmen arkadaşım gibidirler. Şimdi biraz korkuyorum mu ne? Ne de olsa solcu bir dedenin peçeli bir torunuyum artık. Neyse ya, korkunun ecele faydası yok sonuçta. Ohh, tamam geldik işte. Kapıyı her zamanki gibi ikisi beraber açtılar.
 -Biz geldiikkk!
 -Hoşş…. (1 saniyelik saygı duruşu) geldiniz.
 Neyse canım bu kadarlık tepki kadı kızına da verilir.
 Gün boyunca dedeme ulaşmaya çalıştım ama o gıcık kadının gıcık eden sesi: Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz. 
 Tekrar denesem işe yarar mı dersin? 
 -Dedeee, dedeciimmm!
 Yok duymuyor. İçimden bağırdığımdan olsa gerek. Gidip bi dürtsem mi ne?
 -Havalar da soğudu iyice.
 -Ne soğuması kızım, Temmuz ayındayız.
 -Haa evet. Ne biliyim bi ara soğuk bi esinti hissettim, siz hissetmediniz mi?
 -…
 Üşüttüğümü düşünüyorlar herhalde. Neyse zaten bu muhabbet pek sürmezdi.
 Seni anneme şikayet edeceğim. “Anne, dedem niye hiç konuşmuyor, ağzına acı biber mi sürdünüz?” E böyle denmez tabii. Oldu o zaman bana müsaade. Kendimi bumerangta hissettim bir an. Böyle hanım hanım durmak en iyisi sanki.
    _Ve aylar aylarla haftalar haftalarla günler günlerle kovalamaca oynamaya devam edip durur._
      -1 sene sonra-
 -Anne, bugün bizim hocayla gizli gizli ne konuşuyordunuz öyle bakiim?
 -Hiiç, hiçbir şey. Havadan sudan işte.
 -Anne 20 yaşındayım, kabullen artık.
 -Ne alakası var canım şimdi?
 -Uzatma da anlat işte yaa. Söz kızmayacağım. Babama  da şikayet etmeyeceğim.
 -Tamam tamam ütüleme kafamı. Sizin hoca da önceden peçeliymiş. Ama dik duruşunu sürdürememiş. Senin bu durumunu çok takdir ediyor. Ben de şey dedim. …
 -Ne dedinn?
 -Amaan, konuşturup durma beni.
 -Anneee! Bak ağzına acı biber sürerim, sonra balkona kilitlerim, sonra …
 -Susmaz bu şimdi… İlla konuşturacak. “Ben de önceden çok karşıydım; ama zaman geçtikçe keşke biz de yapabilsek diye düşünüyorum.” dedim. Erdin mi muradına?
 -Süpersin anne! Getiriyim bi kumaş sana da dikelim bir tane.
 -Tamam söyledim işte, sus artık. Telefon çalıyor, duymuyor musun?
 -Aa evet, dedem arıyor. Alo dede! Nasılsın, nasıl geçiyor Mekke’de günler?
 -İyiyim kızım, burada iyi olmamak mümkün mü?
 -Çok dua et dede, çok dua et.
 -Etmez miyim, günlerimiz duayla geçiyor zaten. İstediğin bir şey var mı, kara elbise alıyım mı sana buradan?
 -Yok dede sağol, çok var benim. Anneanneme al. Sahi o napıyor, bir de onun sesini duyayım.
 -Nasılsın kızım?
 -Elhamdülillah anneanne, sen?
 -Ben de iyiyim şükür, napıyım işte burada senden çok var. Onlarla beraber görevlerimizi yapmaya çalışıyoruz bakalım.
 -Allah kabul etsin anneannecim, Allah’a emanet olun.
.
          -MUTLU SON-
 Masallarda bile kendi mutlu sonuna ulaşmak için sayfalar boyu Kaf dağından geçip, ıssız çöller aşarak, ölümcül devlerle savaşmaz mı kahramanımız? Vesselam.                                        -Duanın Gücü Adına-                              

 Yaban Kızı
Sizden Gelenler

Merhaba..

24 Ekim 2013
“Merhaba.
Evet o yüzümdeki peçe. Hayır çarşaf değil, peçe peçe.
Öyle kötü bakmayın terörist değilim. O elinizdeki kitap var ya onu ben de çok severim.
Hayır evli değilim. Ve ailem zorlamadı. Hatta biliyor musun annem halen ‘çıkar şu şeyi’der.Hakkımda ‘teyze o teyze’ dedin ama ben 30-40 yaşlarında değilim. Hatta biliyor musun senden bile gencim. 
Ehliyet sınavına girecekmişsin. Biliyor musun benim de ehliyetim var.
Seninle saatlerce edebiyat, siyaset, ülkeler, coğrafyalar, teknoloji hakkında konuşabilirim.Vaktin mi yok tamam sen bilirsin.
 Sizi dışlamıyorum hayır. Farkında değilsiniz ama asıl sizler bizi dışlıyorsunuz; bakışınızla,davranışınızla,tavrınızla. Sayenizde ‘şu peçeliler’ diye bir örgüt çıktı virüs gibi yayılıyorlar. Aman Allah.
Yok, yok. Babam eve kapatmadı beni. Üniversitede okuyorum desem inanır mısın? Sanmıyorum. Peçelilerin kafası derse basıyor mu ki dersin. Ama biliyor musun derslerim iyidir ortalamam da yüksek. İngilizce, Fransızca biliyorum az buçuk da başka diller. Sosyal olmak evden çıkmak, o cafe senin bu restoran benim gezmek mi diyorsun? Katılmıyorum sana. E o zaman asosyalsin, yalnızsın mı diyorsun?
Hayır yalnız değilim. Arkadaşlarım, dostlarım var. Evet biz de sizin gibi buluşuyoruz arada. Hem de sizin gittiğiniz yerlerden daha rahat bir ortamda. Çok düşünme neresi diye canım, ev tabi ki ev. Hani şu çatısı ve kapısı olan 2+1 , kombili.

Kim demiş  cemaate bağlıyım diye. Allah aşkına söyle bana hangi cemaat var peçelilerle dolu olan?Yoo yoo tarikata da girmedim. Hayır anne aklıma giren sakallı bir erkek yok peçe takmamı söyleyen.

Aramıza giren bu mesafe ben peçe taktım diye değil muhterem sınıf arkadaşım. Farkında mısın bilmiyorum ama taktığım için sen yanıma gelmiyorsun. Merak etme cebimde bir sniper yok. Çakı var ama. : )

Ve sen diğer sınıf arkadaşım. Hani bana hayırlı olsun mesajı atmıştın ya. Keşke bunu çekinmeden o arkadaşlarının yanında da söyleseydin. Merak etme aforoz edilen sen değil ben olurdum.”

Bu ve bunun gibi bitmek bilmez düşünceler. Otobüste yanımda oturan kıza, yolda laf eden kadına, sınıf arkadaşlarıma, aileme haykırmak istediğim.  ( Haykıramadı)

Arkadaşına dedin ya ‘bu nasıl nefes alıyo ya’ . Burnumda tıkaç yok nefes alabiliyorum.

Selam ben niqabology. Peçe takalı bir ayı geçti.  Ama ne bir ay ya hu. 

Evden her çıkışımda “bari oraya giderken takma şu mereti gıcığı” demekten yorulmayan annem . “Hay mübarek orada haram yok mu niye takmayayım” demekten yorulan ben.  Ve arabaya her binişimde “arabada bari çıkar şunu” demekten yorulmayan evet yine annem. “Arabanın camı filmli değil ki Allah Allah” demekten yorulan ben.

Çoğunun ‘yobaz’  dediği bir şehirde yaşadığım için zorluklar fazla olmadı, itiraf ediyorum. Fakat üniversite ortamı bu. Her telden, her yerden insan var.  Burdan peçe takan fakat üniversiteye gitmeyen yoldaşlarıma sesleniyorum, çok şanslısınız be bacılar. Oturun mis gibi evinizde, üniversite okumadım diye üzülmeyin de.

İtiraf ediyorum başlarda ne lens ne gözlük taktım. Niye mi? Yolda geçerken bana ters ters bakanları görmemek için. Gülmeyin ya hu. Şaka değil. Baya işe yaradı ama. Valla.
Normalde evden kendisi çıkmayı sevmeyen ben ailem henüz öğrenmesin görmesin diye evden onlardan erken çıkıp saatlerce diş doktorumun kapısının önünde de bekledim. Sahi bu dişçiler neden muayenehanelerini saat 9da açıyorlar ?L

İlk lafımı 5 yaşındaki kardeşimden yedim. Bilmiş bilmiş bana “ıyy öcü gibi olmuşsun , çok komiksin ehehe” dedi.  Ama biliyor musun o minicik çocuk bile üzüldüğümü düşünüp gönlümü aldı “ şaka şakaya güzel olmuş” diyerek. Düşün yani. 5 yaşında.

Gavurİzmirin tam zıddı olan yobaz bir şehirde yaşıyorum dedim evet. Fakat yakın zamanda hani şu başkent var ya. ‘Medeni’ ülkenin pek medeni başkenti.  Aman Ya Rabbim. O ne biçim şehir öyle ya hu. Bırakın peçeliyi çarşaflıyı ‘normal’ bir kapalı bile görmedim. ( Pot kırdım sanırım anormal olduğumuzu itiraf ederek) Tamam Ankaranın tamamını görmedim sonuçta ama gördüğüm yerlerde durum böyleydi. Gavur İzmir pek hoş lakabını Ankaraya hediye etsin bence.

Sevgili diş doktorumun muayenehanesinde çalışan teyze. Muhabbet ederken birinden bahsediyordun ya bana imalı imalı bakarak “ Maşallah çok güzel bi kadın kendisi, çok da modern bir kapalı rengarenk giyiniyor” vs. Ben evimde de peçe takmıyorum ki. Evimde de sizin tabirinizle ‘kara kara’ giyinmiyorum ki. Bi ara çaya gel dolabımı göstereyim sana.

Ve sen muhterem akrabacım. Beni böyle görünce kınadın laf ettin ya. Hani sizin o düğünlerinizde kadınlı erkeklı karşılıklı göbek atan kapalı kızlarınız var ya. Onlar gibi olsam biliyordum beni yere göğe sığdıramayacak hatta oğluna almak isteyecektin. Yok istemem zaten, kalsın.

Bütün bunlar arasında olumlu şeyler olmuyor mu, oluyor elbet. Kemalist,solcu, çok zıt birinin beni takdir etmesi hayırlı olsun demesi. Vallahi başörtülü kardeşler sizin onlardan öğreneceğiniz iki şey var ki çok önemli “saygı ve anlayış”. Evet başörtülü kardeşler dedim. Neden mi? Çünkü bana yolda ters ters bakan, okulda araya mesafe koyan açık arkadaşlar değil kapalılardı. İnanın karşı cins bakmıyor, onlar saygılı davranıyor fakat bu başörtülü kardeşler nedendir bilinmez değişik triplere giriyor. Merak etme bacım, ben peçeliyim sen değilsin diye seni kınamıyorum. Hayır iyi bir Müslüman değilsin de demiyorum.  Ben iyiyim sen kötü. Ben masumum sen günahkar. Hayır hayır bunları demiyorum. Peçe takıyorum evet ama bu hatalara düşmeyeceğim anlamına gelmez. Evet elhamdülillah haramlardan uzak tutuyor bizi bu  fakat Allah aşkına bu günahsavar değil ki. Ya hu kaç kere dedim öyle bakma, Roketatar da değil bu. Benden sana bir zarar gelmez merak etme.

Ve en önemlisi. Bilen bilir bu şehirde şoförler yol vermeyi bilmezler yayalara. Ama inanır mısınız herkes yol veriyor ya hu saygıdan. Siz de takın bak faydasını göreceksiniz J

Ve küçük bir hatırlatma. Bir hata yaparsam bu tüm peçelilere atfedilemez. Yapmayın bunu. Evet ben onları da temsil ediyorum. Ama hepimizin farklı yaşantıları, zorlukları, karakterleri olduğunu unutmayın. Ben zamanında ettim bu hatayı. Bu peçeliler hep böyle sürme çekiyorlar demedim mi dedim. Ama öyle değil be kardeşler. Benim düştüğüm hataya düşmeyin e mi?

Niqabology