Yazılarımız

İstiğfar ve Umut

19 Nisan 2017

Dünya kolluk kuvvetleriyle üzerine geliyor.
Kalabalıklar fısır fısır fısır fısır konuşuyor.
Şeytan sağ, sol, ön, arka heryerden vuruyor.
İçindeki iki ses sürekli savaşıyor.
Ne yapsan yarım kalıyor.
Heveslerin kursağını bir türlü aşamıyor.
Ne yesen lokmaya vurulur gibi değil.
Yuduma gelmiyor içtiklerin.
Yoruluyorsun.
Yüzyılın gürültüsü beynini bulandırıyor.
Kalıcı olmayan sevgiler kalbini daraltıyor.
Kaçmak istiyorsun.
Güvenli bir kaleye sığınmak.
Sığınacak yer bulamıyorsun.
..
Allah’tan başka.

..
Biraz dur. Dinlen. Sessiz ol. Yavaşla. Maddi ve manevi sükuneti sağla kendine. Olmayan şeyleri, yoluna girmeyen işleri, gerçekleşmeyen hayalleri, dünyanın yükünü..hepsini topla avucuna. Ve biraz uzaktan bak onlara. “Neden bir türlü olmuyor”un sebebini mümince ara.
 
En baştan başla. Rabbinin seni bir kan pıhtısı olarak annenin karnına attığı, sonra akıl verdiği, sonra baliğ kıldığı günlere dön. Ve ordan itibaren hesaba çek kendini. “Ey insan! Seni kerem sahibi Rabbine karşı aldatan neydi?” Neler aldattı seni? Nelerin büyüsüne kapılıp Rabbinin sınırlarına riayet etmedin? Neler sana müslümanca yaşamaktan daha güzel geldi? Ne zaman helal daire sana kafi gelmedi de haramlara bulaştın? Kaç kere koruyamayıp kendini Rabbine isyan ettin?
 
Bir bir hatırla. Hiç birini atlamadan. Paranı sayar gibi özenle say hepsini.
 
Ve Rabbinin önünde küçül.
 
Hiçbir şey ummadan, yalnızca azabından korunmak isteyerek istiğfar et. İstiğfar et. İstiğfar et.
 
Durmadan. Dakikalarca. Günlerce. Dilin boş kaldıkça. Uykudan uyandıkça. Her aklına geldikçe.
 
Acziyetini hatırla. Günahkar olduğunu hatırla. Rabbinin büyüklüğünü hatırla. Verdiği nimetleri hatırla.
 
Ve sonra umut et. Rabbinden yalnız kafirlerin umut kestiğini unutma.
 
“Allah istiğfara devam eden kimsenin her sıkıntısını giderir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır” *
 
Bekle. İstiğfar ettikçe Rabbinin sana sunacağı nimetleri bekle. Günahlarından arındıkça herşeyin yoluna gireceğini bil.
 
Başına geleni kendinden bil. Her zaman.
 

İstiğfar et. Umut et.
İstiğfar et. Umut et.
İstiğfar et. Umut et.
Her zaman.

 

*Hadis-i şerif

Sizden Gelenler

Değerli Olan Gizlenir

27 Mart 2017

Güneşin dünyaya mesafesini, gezegenlerin bir mecrada akıp gitmesini, dağlarla yeryüzünün sabitlenmesini, çağlayan nehirleri, bir kabarıp bir sakinleşen denizleri, canlılardaki ahengi, bir annenin sadece sesiyle bile bebeğini sakinleştirebilmesini dileyen ve gerçekleştiren Allah-u Teala’dır. Yarattığı her şeyi bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Onun hiçbir işinde bir eğrilik ve eksiklik yoktur.
Erkeği de kadını da yaratan, onları birbirine muhtaç kıldığı halde ikisini birbirine imtihan sebebi yapan da O’dur. Kadına cazibe ile etkileme gücü veren de, bu gücünü sadece helaline kullan diyende O’dur. Erkeğe bu cazibeden etkilenme özelliği veren de, “Harama bakma!” diyende odur. Göklerdeki düzeni de yapan O Allah, kadına evinde otur , örtünü omuzlarından aşağı sarkıt , yürürken dikkat çekici yürüme diyende O Allah’tır. Bizler, kadınlığımızla, erkekliğimizle, evlat-ana-baba oluşumuzla imtihan edilelim diye dünyadayız.
Yemek yeme, uyuma, konuşma gibi zaruri hallerimizle ilgili bile kuralları olan dinimizin kadın ve kadının örtüsü ile ilgili de kuralları vardır. Kadının örtüsü tanınmaması ve incitilmemesi içindir. Dışarıya çıkarken girilen tesettürün üç temel şartı vardır. Bunlar bol, kalın ve uzun olmasıdır. Yazımızın ana konusu olan ev içi tesettüre gelince bunun da kendine has kuralları vardır.

Okumaya Devam Et…

Yazılarımız

Kış Duası 

6 Aralık 2016

Her mevsimin bende yeri ayrıdır. İbrahim Tenekecinin şu mısralarını yeri geldikçe tekrarlar dururum: “sıradışı olmak için sırayı bozmak gerekmez/lütfen sıraya girin ama mevsimler gibi”
Mevsim hakikaten en âlâ tefekkür sebebi. Hele de yılda dört mevsim yaşayabilmek büyük nimet.
Bir de “günde kaç mevsim yaşıyorum bilmem” diyenler var ki onlar henüz konumuz değil. .

Her mevsimi ayrı özlerim ben. Hani şu baharın habercisi tazecik esintili güneşli günler vardır ya.. Öyle bir güne uyansam meselâ içim güzellikle dolar. O günleri ayrı bir hevesle beklerim. Bazen bu günler erken gelir, ben yalancı olduklarını bildigimden tutarım kendimi. Baharın habercisi olmadığını bilirim.
Sonra kış. Çocuk gibi karı özlerim. Hani bugünlerde artık soğumaya başladı ya havalar.. Dışarı çıkıp o soğuk havayı hissedince ayrı bir keyif alırım. İnsan soğuk havayı sever mi demeyin. Soğuk hava portakalın habercisidir, kuzinede patatesin, karın, üşüyüp üşüyüp yorganın altına kaçmaların, sıcak bir içecekle pencereden dışarıyı seyretmenin…

Ama bu kış tüm bu özlemlerime bişey gelip oturuyor. Evsizler….
Dünya düzenine lanetler ediyorum. Siyasilere küfrediyorum. Savaşlardan nefret ediyorum. Tüm çocukları evimde uyutmak istiyorum. Hepsine battaniyeler, sobalar, kömürler dağıtmak. Ama o kadar acizim ki.. Hiçbir şeye yetemiyorum!…
Duaya yöneliyorum sonra. Ondan daha güzel yardımcı, Ondan daha zengin kimse, Ondan daha güzel sığınak yok ki zaten!
Rabbim…

Ben aciz bir kulum.

Yardıma muhtaç insanların birine yardım etsem binlercesi kalıyor.

Biliyorum ki sen herkesin rızkını daha anne karnındayken belirledin.

Onlara merhamet et.

Onları aç bırakma.
Rabbim…

Havalar soğuyacak.

Onların evi yok. Sobası yok. Penceresi yok. Battaniyesi yok.

Aralarında çocuklar var.

Onlara merhamet et.

Onları evsiz bırakma.
Rabbim…

Bir çoğu başka ülkelerden geldiler.

Dil bilmezler. Kültür bilmezler. İş bilmezler.

Güvenlikli yerlerde değiller.

Kimlikleri yok.

Devletleri yok.

Ölseler kimse duymaz.

Aralarında kadınlar var.

Onlara merhamet et.

Onları koru.
Rabbim..

Hayat onları çok zorladı.

Ezildiler.

Göç ettiler.

Öldüler.

Ayrıldılar.

Aç kaldılar.

Islamı öğrenemediler.

Kimse onlara islamı anlatmadı.

Onlara merhamet et.

Onları Islamsız bırakma.
Rabbim..

İnsanların aç kalmasına,

kadınların evsiz kalmasına,

çocukların üşümesine,

babaların ağlamasına sebep olan kim varsa onları layıkıyla cezalandır.

Savaş çıkaran zalimleri..

Saraylarında oturup keyfine bakanları. .

Mazlumlara söz verip tutmayan devlet adamlarını..

Evlerini gariban diye fahiş fiyata kiraya veren maddeperestleri..

Ucuz iş gücü buldum diye sevinen kapitalistleri..

Verebilecekken vermeyen, cahiliye müşrikleri gibi “Allah isteseydi zaten onları doyururdu” diyenleri…

Hakkıyla cezalandır.

Onlara merhamet et.

Onların âhını yerde bırakma.
Rabbim..

Çok acizim.

Unutkanım.

Fakirim.

Güçsüzüm.

Günahkarım.

Bana iyilik yapmam için

Fırsat ver

Fırsat ver

Fırsat ver

Bana merhamet et.

Bana merhamet et.

Beni gariplerle beraber kıl.

Beni miskinlerle beraber kıl.

Yazılarımız

Kalabalıklardan Ürküyorum 

25 Ekim 2016


Kalabalıklardan ürküyorum. 
Bu eskiden de olurdu. Ama böyle derin değil. Şimdi sanki diş ağrısı gibi. Ara ara ama birden keskince giriveriyor eksenime. Yiğenlerimi götürdüğüm parkta oturduğum o bank zihnimin ağırlığından yoruluyor. Ben daha çok yoruluyorum. Hayat böyle böyle biten birşey mi diye sormak istiyorum anneme de olumlu cevap alırım diye korkup soramıyorum. Biz hep böyle bir koşturmacanın içinde hayatın hızından kendimize yetişemeyerek mi yaşayacağız? Nereye çıksak bu insan seli yüzümüze yüzümüze mi vuracak? İnsanlar neden bu kadar yabancı geliyor gözüme.. oysa ülkemdeyim ben. Doğduğum, büyüdüğüm şehirde sevdiğim bir mahallede. 
Kalabalıklardan ürküyorum. 

Hani şu kurtarmayı hedeflediğimiz kalabalıklar. Hani şu şairin diliyle ‘hayat rengini sazendelik sanan yırtlaz kalabalık’, hani ‘şehrin insanı’… Hani o kitaptaki cümleyi sık sık tekrar etmeme sebep olanlar ‘kaldırımlarda bize çarpmalarına bakma, toprağın kabul etmediği ölüler bunlar’… 
Kalabalıklardan ürküyorum. 

Yanlarına gittiğim zaman ışid muhabbeti açan kalabalıklar. “Bizim orda da çok ışidci yakalandı çok”. Tanışmak istediğim zaman yüzünü benden kaçıran çocuklar… Beni tuhaf tuhaf süzen gözler…Sebebsiz, saçma, kırıcı sorular, sözlerle yıpratan insanlar. 
Kalabalıklardan ürküyorum.

Küçük bir kasabaya kaçmak istiyorum. Sadece samimi insanlar görmek istiyorum. Tek derdim komşumun beş çayına gecikmesi olsun istiyorum. İnsanlardan daha çok karıncalar ve tavuklarla muhabbet ediyim istiyorum. 
Kalabalıklardan ürküyorum. Rabbim bana güç ver. Esas vazifelerimi unutturma. Bana hayata karşı peygamberi bir duruş ver. Beni ibrahimi ateşten koruduğun gibi koru kalabalıkların dalgınlıklarından. Musayı sihirbazlara galip getirdiğin gibi kalbimde vahyi diğer tüm karanlıklara galip getir. Meryem o ağır imtihanından imanla çıkardığın gibi beni de imtihanlarımdan imanla çıkar. Yunusa yeniden fırsat verdiğin gibi bana da yeni yeni fırsatlar ver. Acizim. Muhtacım. Eksiğim. Beşerim. Beni destekle. 

Yazılarımız

Safları Sıklaştıran O Teyze

2 Ekim 2016

Pazartesi günü yatsı namazını kılmak üzere şehrimizin merkez camilerinden birine gittik. Komşumuz ve dört yaşındaki oğlu da bize eşlik ettiler.
Bayanlar bölümüne çıktık. Hani o küçücük miniminnacık, teravihlerde sıcaktan bayıldığımız, kapısında kocaman “hanımlar için namaz kılma yeri” yazan bölüm var ya, hah işte orası. Caminin bir bayan için ne demek olduğunu bilmedikleri için hala yeni yapılan camilerde bile bize ayrılan yer bir evin salonu kadar oluyor. Halbuki cami sıcaktan bunalan mütesettir hanımın gelip rahatladığı yerdir, bebeği acıkan anne için mahremiyetini koruyacak yegane sığınaktır, dışarda yemek yemeyi sevmeyen peçeli/peçesiz bayan için bir peçete serilip lokantaya çevrilen yerdir. Daha fazla uzatırsam korkarım bu konu “cami neydi cami umuttu, hayattı cami ” muhabbetine dönüşecek…:)

Velhasıl kendi bölümümüze girdik, ezanı bekliyoruz. Parmaklıklara yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır zira siz caminin mimarisine hayran hayran bakarken tanımadığınız bir ses aniden “erkeklere bakmayın cık cık cık” diyebilir. “Nesine bakıcam erkeklerin takkeleriyle omurga kemiklerine mi?” Diyemeyeceğiniz için susup oturmak durumunda kalırsınız…:)
Komşumuzun oğlu tabiki girer girmez koşturmaya başladı. Ben çocuk olsam o kocaman halıları, eşyasız duvarları görünce benim de aklıma yalnız koşmak gelir vallahi. Gayri ihtiyari “tam koşmalık alan ama hakkaten” deyip namaza durdum. İnsan caminin verdiği o müthiş huzur hissini özlüyor. Camiler abartılı süslenmesin evet ama ben ince ince işlenmiş kubbeye her baktığımda içimde bir yer genişliyor sanki, güçleniyorum. Kocaman bir ümmet olduğumuzu hatırlayıp çocuk gibi seviniyorum. Her cadde başında sığınabileceğimiz böyle muhteşem evlerin olması harika birşey değil mi?

Hani her camide mutlaka en az bir tane bulunan teyzeler vardır. Bilirsiniz, çocukken ya tesbih vurmuşlardır size yahut en azından bir çatık kaş görmüşsünüzdür. İşte o teyze bizim koşuşturup duran oğlanı iyi bir azarladıktan sonra iğne yapmakla tehdit etti. Tabi böyle birşey olunca devreler yanıyor sizde. Teyzeyi bir çuvala koyup pencereden atmayı filan düşünüyorsunuz 🙂 ama genelde susmakla neticeleniyor iç kasırgalarınız. Farzı beklerken biraz düşündüm. Yaşlılar ve çocukların ne kadar benzediğine hep hayret etmişimdir. Herşeyin sürekli başa dönmesi gibi insan da yaşı ilerledikçe sanki başa dönüyor. Çocuk inatçıdır, yaşlı da. Çocuk laf anlamaz,yaşlı da. Çocuk bildiğini yapar, yaşlı da.
Derken kamet getirildi. Cemaatle namaz kılarken beni en çok yaralayan şey safların ayrık ayrık olmasıdır. Ki biz bayanlarda genelde böyle oluyor. Sıkışmayı sevmiyoruz şekerim! Kamet getirilirken benim aklım yine saflardaydı. Konuşmaya başladım. “Kardeşlerim deseydim kardeşlerim! Saflarımızı sık ve düzgün tutalım. Şeytan aramıza sızamasın. Omuzlarımız birbirine değsin ki kardeş olduğumuzu hissedelim” konuşuyorum, ama içimden! Bunları sesli sesli imkanı yok söyleyemem. Arka saftakileri önlerdeki boşluklara nasıl çağırsam ki diye düşünürken “o teyze” yüksek sesle uyarmaya başladı herkesi. Teyzeye itiraz etmek ne mümkün, safımız sımsıkı bir saf oldu. Mekke’den sonra ilk kez öyle bir namaz kıldım sanırım. Gerçek bir ümmet olduğumuzu hissederek… imanda, namazda,  merhamette, tüm yüce şeylerde birleşen bir ümmet…

Namaz bitti. Teyzeye minnettar kaldım. Ümmet olmak işte böyle birşey dedim kendi kendime. Herkesin en güzel yönüyle daha da güzeleştirmesi birliğimizi. Çocuklara kızarken kaba evet, ama o kabalığın altında inandığı şeyi kimseden çekinmeden söylemek var. Ve bizim öyle insanlara çok ihtiyacımız var. Çünkü kendilerinden çok daha fazla şey bilenlerin yapamadıklarını korkusuzca yapanlar onlardır. .

Sünnetler, salat-ı vitrler bitti, teyzem çarşafını aldı üstüne geldi. İğne yaparım dedi ya içinden tuttu tabi 🙂 açıklama yapmaya koyuldu. Bi hocayı dinlemiş, çocuklar yedi yaşına kadar camiye gelmeyeceklermiş. Geliyorsa da anasının dibinde oturacakmış 🙂 Kız kardeşim “teyze sen böyle yaptığın için çocuk camiden korkacak, onun çok güzel bir dünyası var burda huzur buluyor” gibi cümleler kurunca “hiçbirşeyin farkında değil o” dedi suratını ekşiterek. Yüzüme yayılan sırıtışı bastırıp itirazcıların yanından aldım teyzeyi. Başbaşa konuştuk biraz. Gönlünü aldım. Başı ağrıyan olur hasta olan olur dedi çok doğru dedim. Hem sen de haklısın çocuk geliyorsa sınırını bilecek dedim. (Dimi fatma hocam http://m.yenisafak.com/yazarlar/fatmakbarbarosoglu/cocuklar-camide-oyuncakları-ellerinde-2029853 )

Alışıp da ne olacak büyüyünce alışsın dedi baş eğdim. (Küçükken bana camide kızdılardı o yüzden şimdi gidesim gelmiyor edebiyatı da ucuzladı bence, küçükken bilmiyordun şimdi biliyorsun işte herkesin öyle olmadığını hem öyle olanlarla güzel olduğumuzu, camiye gitmemek için bahaneler üretme kardeşim) Merdivenlerden inene kadar tasdik ettim teyzeyi, ee o bize lazım sonuçta. .;)

Yazılarımız

Seyyar Tebliğ

5 Ağustos 2016

Birkaç ay önce yaklaşık bir saatlik otobüs yolculuğu yapmam gerekti. Koltuğa oturdum, Kuran-ı Kerîm mealimi elime aldım, otobüsün kalkmasını beklemeye başladım.

Tek başına yolculuk yapmak bana hep cazip gelir. Yanıma kimse oturmayınca bana geniş araziler bağışlandığını falan mı düşünüyorum bilmiyorum 🙂 Belki de bu, yanıma erkek yolcu verdilerse ne yapacağım korkusunun bilinçaltı yansımasıdır, kim bilir. Hatta çoğu zaman yolculuk yaparken iki kişilik koltuk mu alsam acaba falan diye düşünürüm 🙂

Tabi çoğu zaman olduğu gibi yine yan koltuk doluydu. Neyse ki sahibi erkek değildi. Bu kısa yolculuk için iyi bir başlangıç sayılabilir.

Kolunda çantasıyla başörtüsüz bir bayan geldi oturdu yanıma. Otobüs kalktığında benim de iç hesaplaşmam başlamıştı. Yanımdaki bayanla iletişim kurmaya hiç hevesim yoktu. Canım daha çok kâh başımı cama yaslayıp dua ederek kâh meal okuyarak kâh uyuklayarak bu bir buçuk saat bitsin istiyordu. Bir yandan kendime kızıyordum. “Eğer yanındaki insanla iletişime geçmezsen pişman olacağını biliyorsun merve” diyordum. Diyordum diyordum da bir türlü harekete geçemiyordum. Neyse ki sonra beklediğim ilahi işaret geldi 🙂

Yanımdaki bayan bana gülümseyerek şeker uzatıyordu. Şekeri istemesem de tebessümü geri çeviremezdim.

“Öğrenci misiniz” diye başladı söz.
“Nerelisiniz?” diye devam etti.
Sonra pek çok yere uğradı. . İyice koyulaştı muhabbet.

Ayşegül abla bana dini konularda bazı şeyleri yapmak istediğinden ama yapamadığından bahsetti. Benim gibi örtünenlere çok imrendiğini ama bir türlü tesettüre giremediğini anlattı. Karşımda islama aç ve bu açlığının farkında olan bir insan vardı. Bu yüzden birçok şeyi anlatmak daha kolay olacaktı. Ben de anlattım. Bir buçuk saatte neler konuşulabilirse konuştuk işte. Dini meseleler üzerinden güncel meselelere bile geçtik. Ona kitaplar video kanalları ve internet siteleri tavsiye ettim. Ona okuması için mealimi hediye ettim.

Numaralarımızı aldık, birbirimize dua ettik ve ayrıldık. Belki çok iyi anlatamadım, belki anlatmam gerekenlerin hepsini anlatamadım. Ama ona samimiyetimi hissettirdim, ve ben de onun samimiyetini hissettim. Ayrıldığımızda o neler düşündü bilemem. Ama benim inancımı, umudumu, azmimi artıran kısacık bir yolculuk oldu. Dünya o kadar da kötü bir yer değildi. Islamı dinlemeye hevesli insanlar hâlâ vardı. Görünüşler iç dünyaları tamamen yansıtmıyordu. Belki güzel şeyler olurdu. Belki bir iki üç dört beş altı yedi derken kocaman olurduk. Kim bilir?

O tuhaf başlığa gelecek olursak. Şimdi sevgili okur yazar bu başlıkla şöyle şeyler söylemek istemiş olabilir: arkadaşlar tebliğ çok kolay arkadaşlar Rabbimiz çok büyük bize her yerde tebliğ imkanı vermiş. Arkadaşlar tebliğ yapalım tebliğ 🙂

Röportajlar

Herşey Kuran’la Tanışmamla Başladı

31 Mayıs 2016

Aslında Herşey Kuran’la Tanışmamla Başladı

(Yeni tesettüre girmiş bir kardeşimizle röportaj)

Elif Nisa kardeşimiz tesettüre gireli henüz yalnızca birkaç ay olmuş. Sizler için onunla güzel bir röportaj yaptık.

Elif hanım bize tesettür maceranızdan biraz bahseder misiniz? Önceden böyle bir fikriniz var mıydı yoksa tesettüre bakışınızı değiştiren birşey mi oldu?

Aslında her şey Kuranla tanışmamla başladı. 19 yaşına kadar Müslümanım diyen ama hayatını İslam’a göre yaşamayan biriydim. Kuran’ı mealinden de okumamıştım. Sonra bir gün bir ölüm haberi almam beni hayatımı, yaşam amacımı, neden bir dine ihtiyacım olması gerektiğini, neden kendime müslüman dediğimi sorgulamaya itti ve araştırmaya başladım. Kafamdaki soruların hepsine Kuran’dan cevap bulmuştum ve artık bilinçli bir şekilde müslümanım diyebiliyordum kendime. Bu da beraberinde eğer müslümansam bu kitaba göre yaşamamı gerektiriyordu. Kuran’a, Rasullullah’a inandığımı söyleyip hayatımı değiştirmemem saçma olurdu. İlk yapmam gereken değişiklik örtünmekti çünkü müslüman hanımın kimliğiydi örtüsü. Ayrıca özgürlük zannettiğim kıyafetlerimin nasıl da beni köle haline getirdiğini daha iyi anlıyordum bir şeyler öğrendikçe. Çünkü kıyafetlerimi ben nasıl istiyorum? değil, İnsanlar bunu giyersem nasıl düşünür? Sorusuyla seçiyordum. ilk başlarda bunu kabul edemesem de. Ama kafamda aynı zamanda bir çok kuruntular da vardı. Hani şu “İnsanlar ne der? İş bulur muyum? Okulda naparım? Arkadaşlarımı kaybeder miyim?”
Halbuki rızık Allah’tandır, iş verenden değil. Seni seçimlerinle hayatında kabul etmeyen, saygı duymayan insanlar ise hayatında zaten olmaması gerekir. Şimdi baktığımda şeytan nasıl da kandırmış beni diyorum 🙂
Hep erteledim, daha fazla kitap okumam lazım, biraz daha sohbet dinlemem lazım dedim kendime. Bir de örtünürsem pantolon, tunik, şal değil ferace ve yeteri kadar büyük eşarp ile başlamalıyım diyordum kendi kendime ve bu yüzden kendimi buna hazırlamaya çalışıyordum.

Okumaya Devam Et…

Sizden Gelenler

Arabistan’da Kadın Olmak

24 Mayıs 2016

Medine’de yaşayan bir ablamıza Arabistan’da kadın olmak nasıl diye sorduk… 

ARABİSTAN’DA KADIN OLMAK

Buraya ilk gelirken ön yargısız oluşumdan mıdır, yoksa batının haklar konusundaki kriterlerini kabul etmeyişimden midir bilmem, hiç bir zaman burada kadınların ezildiklerini, haksızlığa uğradıklarını düşünmedim. Eğer bazı haksız uygulamalar varsa da -kadınların araba kullanamaması gibi- bunun İslami hükümleri yanlış anlamaktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Zira İslam Allah’ın dinidir. Allah-u Teala, tüm noksanlıklardan beri olduğu gibi; dini de öyledir. Bir yanlışlık, eksiklik, haksızlık varsa kesinlikle insan kaynaklıdır.  İlim ve anlayış eksikliğine dayalıdır.

Ama bazıları ısrarla bize şunu kabul ettirmeye çalışıyor: Arabistan, İslami kanunlarla yönetilen bir ülkedir. Aynı Arabistan, dünyada kadınların en çok haksızlığa uğradığı ülkelerden biridir. Öyleyse; İslam eşittir ezilen kadınlar!! İşin en kötü yanı ise; bir çok müslümanın böyle düşünmesi ve Arabistan’ı eleştirirken bilinçaltında İslam’ın hükümlerini kabullenememe durumunun olduğunun farkında bile olmaması.

Ayrıca bilincine varılması gereken başka bir hususta şu: Yeryüzünde İslam’ı tam anlamıyla temsil eden bir yer yok ne yazık ki! Bu yüzden bu ülkeyi de bu bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekiyor. İslam’la kazanılan bir çok güzellik olduğu gibi, başka sebeplerden kaynaklanan bazı eksik ve yanlışlar olabilir.

Okumaya Devam Et…

Duyurular

Yeniden Bismillah!

21 Mayıs 2016

Bundan 3 sene önceydi… Yine bir gün dışarıda aldığımız klasik tepkilerden birisiyle karşılaşmıştım. Tabi bu beni bazı düşüncelere sevketti. Eve döndüğümde edebiyat noktasında kendisine güvendiğim arkadaşım Merve’yi aradım. Neden sesimizi duyurmak için bir blog açmıyoruz dedim ve sağolsun kabul etti. Böylelikle iki arkadaş kafa kafaya verdik ve site hazırlıklarına başladık. Hazırlık konusunda onun elinde kalemi benim de bilgisayarım vardı. Beraber çalışmalara başladık ve elhamdulillah bugünlere geldik.

Blog sayesinden bir çok ilginç arkadaşla tanıştık, farklı tepkiler aldık. Ateisti, modernisti, kemalisti hepsi blogda kendilerince birşeyler söylediler. Hakaret olmadığı sürece başımızın üstünde yeriniz var dedik. Demeye devam ediyoruz.. 🙂

Amacımız, hem peçe yapacak arkadaşlara bir ön hazırlık olması, hem peçe yapan yalnız arkadaşlara bir destek olmak, hem de bizi yargılayan insanlara aslında nasıl olduğumuzu anlatmaktı.

Blog büyüdüğü için yeni bir alan adı ve görünüm çalışmalarına başladık ve sonunda tamamladık hamdolsun. Yine yazılarımızla ve sizden gelen yazılarla devam edeceğiz. Her türlü istek, görüş ve önerilerinize açık olduğumuzu belirtmek isteriz.

Allah’a emanet olun…